Paz. Nis 26th, 2026

ABD ve İsrail İran’a karşı savaşı kazanabilir mi?

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik son saldırıları, bir kez daha eski bir tartışmayı gündeme taşıdı: İran gerçekten nükleer silah geliştirmeye çalışıyor mu?

28 Şubat 2026’da, İran’ın nükleer programına ilişkin müzakereler sürerken ABD ve İsrail İran’a yeni hava saldırıları düzenledi. Bu saldırı, iki ülkenin İran’a yönelik son bir yıl içindeki ikinci büyük operasyonu oldu. İlki Haziran 2025’te gerçekleşmişti.

Saldırıların gerekçesi yine aynıydı: İran’ın nükleer silah geliştirdiği iddiası.

Ancak İran yönetimi bu suçlamaları yıllardır reddediyor. İran’ın dini lideri Ali Hamaney, 2003 yılında yayımladığı bir fetvada nükleer silahların İslam’a aykırı olduğunu açıklamıştı. İranlı yetkililer o tarihten bu yana nükleer silah geliştirme niyetleri olmadığını defalarca dile getirdi.

2026 Şubat ayında İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan da aynı mesajı tekrar etti:

“İdeolojik olarak nükleer silah peşinde değiliz. Nasıl doğrulamak istiyorlarsa doğrulasınlar, buna hazırız.”

İran Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Arakçi de sosyal medyada benzer bir açıklama yaparak İran’ın hiçbir koşulda nükleer silah geliştirmeyeceğini söyledi.

İran’ın nükleer programının geçmişi

İran’ın nükleer programı aslında Soğuk Savaş dönemine uzanıyor.

1957’de İran ile ABD arasında “Barış için Atom” programı kapsamında bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşma sayesinde ABD, İran’a nükleer teknoloji ve araştırma reaktörleri sağladı.

1979’daki İran Devrimi’nden sonra program bir süre durduruldu. İran-Irak savaşının sona ermesinin ardından ise enerji üretimi ve bilimsel araştırma amacıyla yeniden başlatıldı.

1995 yılında İran, Rusya ile anlaşarak Buşehr Nükleer Santrali’ni yeniden inşa etmeye başladı.

Uluslararası raporlar ne söylüyor?

İran’ın nükleer silah programına sahip olup olmadığı konusunda yıllardır farklı raporlar yayımlandı.

2007’de ABD istihbaratının hazırladığı Ulusal İstihbarat Değerlendirmesi, İran’ın olası bir nükleer silah programını 2003 yılında durdurduğunu belirtti.

2015 yılında ise Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafından yayımlanan kapsamlı raporda, İran’ın nükleer materyali silah programına yönlendirdiğine dair “güvenilir bir kanıt bulunmadığı” ifade edildi.

Ajansın Genel Direktörü Rafael Mariano Grossi de 2025 yılında yaptığı açıklamada şu ifadeyi kullandı:

“İran’da nükleer silah üretimine yönelik sistematik bir program bulunduğunu gösteren unsurlara rastlamadık.”

Bölgesel güç dengesi

ABD’nin Afganistan’ı 2001’de, Irak’ı ise 2003’te işgal etmesi Ortadoğu’daki güç dengelerini önemli ölçüde değiştirdi. Bu iki müdahale, İran’ın bölgedeki stratejik etkisini artırmasına da zemin hazırladı.

İran; Irak, Suriye ve Lübnan gibi ülkelerle daha yakın ilişkiler kurarak bölgede daha görünür bir aktör haline geldi. Washington açısından bu gelişme yeni bir jeopolitik rekabet anlamına geliyordu.

İran halkı için savaşın anlamı

İran modern tarihinde birçok savaş ve dış müdahale yaşadı. 19. yüzyıldaki Anglo-Pers savaşından 1980’de başlayan İran-Irak savaşına kadar ülke defalarca büyük çatışmaların içinde kaldı.

Bu nedenle İran toplumunda savaşın yarattığı travma hâlâ güçlü bir hafıza olarak varlığını sürdürüyor.

İranlı şair Behzad Zerrinpur savaşın yarattığı bu yıkımı şu dizelerle anlatıyor:

“Rüzgâr şehrin sokaklarını yıkımın kokusuyla doldurdu.

Masalar boş vaatlerle örtülü,

Ekmek yerine kurşun yiyen mideler var.

Ve korkudan dualarını bile hatırlayamayan bir büyükanne…”

Ortadoğu’da gerilim yeniden tırmanırken, İran’a yönelik askeri müdahalelerin bölgeyi nasıl etkileyeceği ise hâlâ belirsizliğini koruyor.

Related Post

Bir Cevap Yazın

Fika sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin