Uganda’da başkanlık seçimleri tamamlanırken, sonuçların açıklanma süreci siyasi baskı iddialarıyla tartışmalı bir zemine oturdu. Ülkenin seçim kurulu başkanı Simon Byabakama, sonuçları açıklamaması yönünde tehditler aldığını açıkladı ve bu baskılara boyun eğmeyeceğini söyledi. Byabakama’nın “oy bağışlamıyorum, sandığın söylediğini ilan ederim” vurgusu, seçim sürecinin yalnızca teknik bir işlem değil, aynı zamanda açık bir güç mücadelesi olduğunu da ortaya koydu.
Bu çıkış, iktidar çevrelerine yakın bir ismin, muhalefet adayının kazansa bile devlet başkanı ilan edilmeyeceğini öne sürdüğü görüntülerin kamuoyuna yansımasının ardından geldi. Söz konusu ifadeler, seçimlerin adilliğine dair endişeleri büyütürken, seçim kurumlarının bağımsızlığına ilişkin soru işaretlerini de derinleştirdi. Yasal çerçeve net olsa da, bu çerçevenin fiiliyatta ne ölçüde korunabildiği tartışmalı hale gelmiş durumda.
Yaklaşık kırk yıldır iktidarda olan 81 yaşındaki mevcut devlet başkanı yedinci dönem için yarışıyor. Karşısında ise özellikle genç seçmenlerin desteğini alan, müzik dünyasından siyasete uzanan güçlü bir muhalefet figürü bulunuyor. Yaklaşık 21,6 milyon kayıtlı seçmenin olduğu ve nüfusun büyük bölümünü gençlerin oluşturduğu Uganda’da bu seçim, sıradan bir liderlik yarışının ötesine geçerek kuşaklar arası bir hesaplaşmaya dönüşmüş durumda. Bu nedenle sandığın sonucu, yalnızca bugünü değil, ülkenin siyasal yönünü de belirleyecek bir eşik olarak görülüyor.
Seçim süreci boyunca muhalefet mitinglerinin engellenmesi, aktivistlerin gözaltına alınması ve sokaklardaki yoğun polis ile asker varlığı, seçmen üzerindeki baskı iddialarını güçlendirdi. Yetkililer güvenlik güçlerinin “düzeni sağlamak” amacıyla görev yaptığını savunsa da, bu görünürlük seçim ortamının serbestliğini gölgeleyen bir unsur olarak değerlendiriliyor. Bazı sandık merkezlerinin askerî alanlar içinde kurulmuş olabileceğine dair iddialar ise sürecin şeffaflığına yönelik endişeleri artırdı.
Oylamadan hemen önce ülke genelinde internet erişiminin kesilmesi ve mobil hizmetlerin sınırlandırılması da bu tabloya eklendi. Resmî gerekçeler “yanlış bilgiyle mücadele” olarak sunulsa da, bilgi akışının kesilmesi seçimlerin denetlenebilirliğini zayıflatan bir adım olarak görülüyor. Bu uygulama, sonuçların ilanı ve toplumsal tepkilerin kontrol altına alınmak istendiği yönündeki yorumları güçlendirdi.
Tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, Uganda’daki seçimler yalnızca sandıkta atılan oylarla sınırlı bir süreç olmaktan çıkıyor. Seçim kurulu başkanının açıkça tehditlerden söz etmesi, hukukun kâğıt üzerindeki gücü ile siyasetin fiilî gücü arasındaki gerilimi görünür kılıyor. Uganda’da artık temel mesele, kimin kazandığından çok, sandığın gerçekten belirleyici olup olmayacağı. Açıklanacak sonuçlar kadar, bu sonuçların toplum tarafından nasıl karşılanacağı da ülkenin siyasi geleceğini şekillendirecek.
