Medya sektöründe uzun yıllar çalıştıktan sonra İngiltere’de yeni bir yaşam kuran, bugün Göçmen Kadınlar Dayanışma Platformu yöneticilerinden biri olan ve Göçmen Kadınlar Britanya Topluluğu’nun kuruluş sürecinde aktif rol üstlenen Burcu Emran ile göçmenliğin görünmeyen yüzünü, kadın dayanışmasının dönüştürücü gücünü ve yeniden başlamanın mümkün olup olmadığını konuştuk.
Öncelikle sizi Fika okurları için biraz tanıyabilir miyiz? Medya sektöründen kadın dayanışması çalışmalarına uzanan hikâyeniz nasıl başladı?
Medya sektöründe çalışmaya 2004 yılında, 20’li yaşlarında heyecanlı ve hevesli bir genç kadın olarak başladım. 2017 yılında ise sektörden ayrıldım. Kariyerim boyunca ana kumanda ve yayın planlama alanlarında çalıştım. Son olarak dönemin önemli haber kanallarından birinde uzun yıllar yayın planlama sorumlusu olarak görev yaptım.
Kadın dayanışmasına uzanan hikâyem ise aslında göç hikâyemle başladı diyebilirim. Türkiye’de yaşarken de feminist eylemlere katılıyor, kadın hakları üzerine düşünüyor ve bu alana ilgi duyuyordum. Ancak itiraf etmeliyim ki bu ilgi bugünkü kadar yoğun değildi. O dönem İstanbul’da yaşıyor, yoğun bir tempoda çalışıyor ve aynı zamanda küçük bir çocuk büyütüyordum.
İngiltere’ye taşınmamla birlikte hayatım tamamen değişti ve Göçmen Kadınlar Dayanışma Platformu (GK) ile tanıştım. Yeni taşınmış olmam, eşimin çalışması nedeniyle çocuğumun bakımını büyük ölçüde benim üstlenmem ve bu süreçte aktif olarak çalışmıyor olmam, platformda daha fazla gönüllü sorumluluk almama olanak sağladı. Böylece kadın dayanışması çalışmalarındaki yolculuğum da başlamış oldu.
Burada Göçmen Kadınlar’ı bilmeyenler için küçük bir parantez açmak isterim. GK, 2017 yılında İrlanda’da yaşayan Esra Pencereci ve Kanada’da yaşayan Pınar Erdurmaz tarafından Facebook üzerinde kurulan dijital bir platformdur. Zaman içinde, Türkiye’den dünyanın farklı ülkelerine göç etmiş (+90 ülke) 46 bin kadının katılımıyla büyük bir sosyal girişime dönüştü. Bugün platformu dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan dokuz kadın birlikte yönetiyoruz.

Hayatınızın önemli bir bölümünü Türkiye’de, bir bölümünü ise İngiltere’de geçirdiniz. Bugünkü Burcu’yu en çok hangi şehir ve hangi dönem şekillendirdi? Kendinizi en çok nerede evinizde hissediyorsunuz?
Bu sorunun cevabı, sanırım hayatımın farklı dönemlerinde değişirdi; çünkü her şehrin ve her dönemin insana kattıkları ve ondan aldıkları farklı oluyor.
“En çok şu şehir şekillendirdi” diyemem. İstanbul bana hata yapma ya da düşme fırsatı vermedi; sürekli bir kaosun içinde ayakta kalmaya çalıştım. Kaba tabirle, hep “kuyruğu dik tutmak” zorundaydım. Elbette bu, nereden baktığınıza göre değişebilir ama bugünkü Burcu’nun oluşmasında çok öğretici bir rol oynadı.
İngiltere ise bana sıfırdan bir hayat kurarken düşüp yeniden kalkma, tekrar başlama fırsatı verdi. Bu gerçekten büyük bir şans; özellikle de benim gibi yardım istemekte zorlanan biri için; çünkü her ayağa kalkışımda yanım biraz daha kalabalıklaştı. Elimden tutan, deneyimlerini paylaşan ve bana yol gösteren bir göçmen kadın mutlaka vardı. Bu süreç, ne kadar güçlü olduğumu ve aslında ne kadar güçlü olabileceğimizi öğretti.
“Kendimi nerede evimde hissediyorum?” sorusuna ise sanırım net bir cevap veremem. Hem Türkiye’de hem İngiltere’de kendimi biraz evimde hissediyorum, biraz da değil; çünkü her iki yerde de sevdiklerim, anılarım ve hayatıma iz bırakmış yaşanmışlıklarım var.
Yeni bir ülkeye taşınmak çoğu zaman heyecanlı bir başlangıç gibi anlatılıyor. Sizce göçmenliğin en az konuşulan tarafı nedir?
Sosyal medyanın hayatımızda bu kadar yer kapladığı bir dönemde, açıkçası göçmenliğin çok da az konuşulan bir tarafı kaldığını düşünmüyorum. Herkes, deneyimi olsun ya da olmasın, bu konuda bir şeyler söylüyor. Ancak benim dikkatimi çeken nokta, göçmenlik deneyimi üzerine çok fazla genelleme yapılması.
Oysa göçmenlik son derece bireysel bir deneyim. Her insanın hikâyesi, karşılaştığı zorluklar, imkânları ve hayat koşulları farklı. Bu nedenle genellemelerden kaçınmayı önemli buluyorum. Aynı ülkeye, hatta aynı şehre taşınmış iki kişinin bile göçmenlik deneyimi birbirinden tamamen farklı olabiliyor.

Göçmenlik çoğu zaman ekonomik ve hukuki boyutlarıyla konuşuluyor. Sizce kadınlar açısından işin en zorlayıcı tarafı hangisi?
Kadınlar açısından göç sürecinin birçok zorlayıcı yönü var. Özellikle göç etmeden önce ekonomik özgürlüğe sahip olan kadınlar için yeni ülkedeki hayat beklenenden daha farklı ilerleyebiliyor. Eğer çocuk da varsa, çocuk bakımı, ev işleri yani görünmeyen emek çoğu zaman kadının sorumluluğunda kalıyor. Bu durumda erkek çalışıp kamusal hayata daha hızlı dahil olurken, kadın ev içinde daha izole bir konumda kalabiliyor. Bu da adaptasyon sürecini zorlaştırabiliyor ve psikolojik olarak yıpratıcı olabiliyor.
Bunun yanında, bana göre en kritik konulardan biri oturum izninin eşe bağlı olduğu durumlar. Bazı kadınlar maruz kaldıkları şiddet karşısında yasal haklarını aramaktan, oturum haklarını kaybetme endişesi nedeniyle çekinebiliyor. Hatta kimi zaman oturum sahibi eş tarafından vizenin iptal edileceği yönünde tehditlerle karşılaşabiliyorlar. Çocukların da olduğu durumlarda bu tehditler çok daha ağır ve sarsıcı sonuçlar doğurabiliyor.
Göçmen Kadınlar Britanya Topluluğu nasıl ortaya çıktı? Böyle bir topluluğa ihtiyaç olduğunu ne zaman fark ettiniz?
Göçmen Kadınlar Britanya, ana platform olan Göçmen Kadınlar’ın bir parçası olarak, İngiltere’de ve özellikle Londra’da yaşayan kadınların talepleri doğrultusunda ortaya çıktı. Aslında ihtiyaç oldukça basitti: Yalnız olmamak ve bir arada olabilmek.
Arkadaşlarımla katıldığım konser, sergi ve benzeri etkinliklerde sık sık tek başına gelen kadınlarla karşılaşıyorduk. Kendi aramızda, “Keşke birbirimize daha kolay ulaşabileceğimiz bir grup olsa da bu etkinliklere birlikte gidebilsek, hatta uzmanlık alanlarımızdaki bilgi ve deneyimleri paylaşabilsek” diye konuşuyorduk. Zamanla fark ettik ki bu ihtiyaç, zaten Göçmen Kadınlar bünyesinde yaptığımız dayanışma çalışmalarının yerel bir topluluğa dönüşmesini gerektiriyordu.

Aslında bu konuda önümüzde güzel bir örnek de vardı. Kurucularımızdan Pınar Erdurmaz’ın Kanada’da yürüttüğü yerel topluluk çalışmaları bize ilham verdi. Ben de arkadaşlarım Elif ve Yağmur’la bu fikri paylaştım ve birlikte harekete geçtik. Sağ olsunlar, onlar da büyük bir gönüllülükle sorumluluk üstlendiler.
Kasım 2025’ten bu yana topluluğumuza birbirinden değerli kadınlar katılıyor. Birlikte büyüyor, öğreniyor ve güçleniyoruz. Bugüne kadar çok sayıda yüz yüze ve çevrim içi buluşma gerçekleştirdik. Bu buluşmaların büyük bölümü, kadınların hem gündelik yaşamlarında hem de göçmenlik süreçlerinde faydalanabilecekleri konulara odaklandı. Paylaşılan bilgi ve deneyimlerin önemli bir kısmı ise topluluğumuzdaki uzman kadınların gönüllü katkılarıyla hayata geçti ve hâlâ aynı dayanışma ruhuyla devam ediyor.

Göçmen Kadınlar Dayanışma Platformu aracılığıyla çok sayıda kadının hikâyesini yakından izleme fırsatı buldunuz. Sizce göçmen kadınların en sık karşılaştığı ve yeterince görünür olmayan sorunlar neler?
Bence en görünmez ama en yaygın sorunlardan biri yalnızlık.
Bir kayıp yaşandığında, boşanma süreçlerinde ya da ciddi bir hastalıkla karşılaşıldığında, göçmen kadınlar için en zorlayıcı şeylerden biri yalnız kalmak olabiliyor. Örneğin sağlık sistemleri birçok ülkede hem karmaşık hem de bizim alışık olduğumuz sistemlerden oldukça farklı. Böyle dönemlerde aile desteğinden uzak olmak süreci daha da ağırlaştırıyor.
Özellikle çocuklu kadınlar için bu yük katlanabiliyor. Bir yandan kendi ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırken, diğer yandan çocuklarının geleceği için endişeleniyorlar. Bazen kişinin kendi kendine ebeveynlik yapması, kendine destek olmaya çalışması gerekiyor.
İşte tam da bu noktada dayanışmanın önemi ortaya çıkıyor. Çoğu zaman bir başka göçmen kadın yetişiyor imdada; deneyimini paylaşıyor, yol gösteriyor ya da sadece dinliyor. İyi ki de yetişiyor.
Yıllardır kadınların hikâyelerine tanıklık ediyorsunuz. Sizi en çok etkileyen ya da uzun süre aklınızdan çıkmayan bir hikâye var mı?
Göçmenlik deneyimlerinde çoğu zaman zorlukları konuşuyoruz. Ben bu soruya kendi hikâyem üzerinden daha umutlu bir örnekle cevap vermek istiyorum.
Yurt dışına taşınan birçok kadın, hayatının bir noktasında kariyerini yeniden şekillendirmek zorunda kalıyor. Özellikle çocuklu kadınlar, çoğu zaman bu değişim için çocuklarının biraz büyümesini ya da okula başlamasını bekliyor. Ben de çevremde 40 yaşından sonra üniversiteye başlayan, mezun olan ve kendine yepyeni bir kariyer yolu çizen çok sayıda kadın gördüm. Onların cesareti ve kararlılığı bana da ilham verdi.

Kızım ilkokulun son yıllarına geldiğinde üzerimdeki bakım sorumluluğu biraz hafifledi. Eşimle daha dengeli bir iş bölümü kurarak ben de üniversiteye başlamaya karar verdim. Şu anda sağlık ve sosyal hizmetler alanında eğitim alıyorum ve hatta ikinci sınıf öğrencisiyim.
Açıkçası, deneyimlerini benimle paylaşan ve beni cesaretlendiren o harika kadınlar olmasaydı buna cesaret edebilir miydim, emin değilim. Bu yüzden onlara buradan da teşekkür etmek isterim. Bazen bir kadının başka bir kadına verdiği cesaret, bir hayatın yönünü değiştirebiliyor.
Hem medya alanında çalıştınız hem de kadınlarla birebir temas kurduğunuz çalışmalar yürüttünüz. Sizce bugün kadınların sesini duyurmasının önündeki en büyük engel nedir?
Patriyarka; çünkü bu sistem hayatımızın ve toplumsal yapının içine o kadar işlemiş durumda ki bazen kendi sesimizi bile duymakta zorlanıyoruz. Kadınlara öğretilen roller, maruz kaldığımız eşitsizlikler ve adaletsizlikler, zaman zaman kendi haklarımızı bile sorgulamamıza neden olabiliyor.

Uzaktan baktığınızda Türkiye’de kadınlar adına sizi umutlandıran gelişmeler görüyor musunuz? Geleceğe dair en büyük umudunuz nedir?
Zaman zaman tablo umutsuz görünebiliyor. Kazanımlarımızı korumak ve eşit bir yaşam hakkı için mücadele etmek hâlâ zorlayıcı. Ancak buna rağmen kadınların sesinin her geçen gün daha güçlü çıktığını ve dayanışmanın büyüdüğünü görüyoruz. Bu ses bazen bir meydanda, bazen bir dayanışma ağında, bazen de sosyal medyada yankı buluyor.
Beni umutlandıran tam olarak bu. Kadınlar yalnız olmadıklarını biliyor, birbirlerinin mücadelesine sahip çıkıyor ve birlikte hareket ediyorlar. Geleceğe dair en büyük umudum da bu dayanışmanın güçlenerek devam etmesi.
Son olarak, bugün bavulunu toplayıp başka bir ülkede yeni bir hayat kurmaya hazırlanan bir kadın bu röportajı okuyorsa ona ne söylemek isterdiniz?
Öncelikle kendi hikâyeni yaşayacağını unutma.
Zorlandığın, düştüğün, hatta vazgeçmeye yaklaştığın zamanlar olacak fakat eğer istersen, bir başka göçmen kadın mutlaka elini tutacaktır; çünkü göçmenlik bazen yalnız hissettirse de çoğu zaman dayanışma demektir.

