Pandemi döneminde aşı karşıtlığı ve komplo teorileriyle anılan bazı “wellness influencer” hesapları, şimdi yönünü başka bir küresel krize çevirmiş durumda: iklim değişikliği.
Özellikle sosyal medyada geniş kitlelere ulaşan bu hesaplar, bilimsel verilerle desteklenmeyen iddiaları estetik ve “güven veren” içeriklerin içine yerleştirerek yaymaya devam ediyor. Son örneklerden biri, 2023’te Hawaii’nin Maui adasında yaşanan ve 100’den fazla insanın hayatını kaybettiği büyük yangın felaketi oldu.
Felaketin ardından bazı influencer’lar, yangının doğal nedenlerle değil, hükümetler tarafından kasıtlı olarak çıkarıldığı yönünde iddialar ortaya attı. Hatta bu iddialar arasında “akıllı şehir projeleri için planlı yakma” ya da “yönlendirilmiş enerji silahları” gibi bilimsel temeli olmayan teoriler de yer aldı.
Pastel estetik, sert mesajlar
Wellness içerikleri genellikle doğa, beden sağlığı ve kişisel gelişim üzerine kuruluyor ancak uzmanlara göre bu alan, uzun süredir komplo teorileriyle iç içe geçmiş durumda.
Pandemi sürecinde hız kazanan bu eğilim, şimdi iklim kriziyle yeni bir zemin bulmuş durumda. Araştırmacılar, wellness influencer’ların bir kısmının içeriklerinde ortak bir çizgi olduğunu belirtiyor:
- otoriteye güvensizlik
- bireysel çözümleri yüceltme
- küresel sorunları “gizli planlar” üzerinden açıklama
Bu yapı, karmaşık bir mesele olan iklim değişikliğini basitleştirerek “iyi-kötü” ikiliğine indiriyor. Böylece takipçiler için hem daha anlaşılır hem de daha duygusal bir anlatı kuruluyor.
Neden etkili oluyor?
Uzmanlara göre bu içeriklerin etkili olmasının birkaç temel nedeni var.
İlk olarak, bu hesaplar takipçileriyle güçlü bir bağ kuruyor. Günlük yaşam, beden ve duygular üzerinden kurulan bu ilişki, takipçilerin influencer’lara duyduğu güveni artırıyor.
İkinci olarak, içerikler genellikle korku ve belirsizlik dönemlerinde daha fazla ilgi görüyor. Pandemi bunun en belirgin örneğiydi. Bugün ise iklim krizi benzer bir psikolojik zemin yaratıyor.
Üçüncü olarak ise ekonomik motivasyon devreye giriyor. Daha uç ve çarpıcı iddialar, daha fazla etkileşim ve dolayısıyla daha büyük bir kitle anlamına geliyor.
Mesele sadece yanlış bilgi değil
Uzmanlar, bu durumun yalnızca yanlış bilgi yaymakla sınırlı olmadığını vurguluyor.
İklim değişikliği hakkında yayılan bu tür içerikler:
- bilimsel gerçeklere olan güveni zedeliyor
- iklim politikalarına yönelik şüpheyi artırıyor
- özellikle genç kitlelerin algısını doğrudan etkiliyor
Araştırmalar, gençlerin haberleri giderek daha fazla sosyal medya üzerinden takip ettiğini gösteriyor. Bu da wellness influencer’ların etkisini daha kritik hale getiriyor.
Uzmanlara göre çözüm, sadece içerikleri kaldırmak değil.
Daha etkili yöntemler arasında:
- yanlış bilginin önceden ifşa edilmesi (pre-bunking)
- platformların daha sıkı denetim uygulaması
- kullanıcıların medya okuryazarlığının artırılması yer alıyor.
Ancak mevcut tablo, sosyal medyada bu alanın hâlâ büyük ölçüde kontrolsüz olduğunu gösteriyor.
İklim krizi derinleştikçe, bu tür içeriklerin yayılması için uygun zemin de büyüyor. Wellness dünyasının “karanlık yüzü” yeni değil fakat bugün, etkisi her zamankinden daha görünür hale gelmiş durumda.
