Çar. Nis 22nd, 2026

Frankenstein’ın gelini yeniden doğuyor ama feminizm yarım kalıyor

“The Bride!”
Yönetmen: Maggie Gyllenhaal
Başroller: Jessie Buckley, Christian Bale, Annette Bening
Stüdyo: Warner Bros. Pictures
Vizyon tarihi: 6 Mart 2026

Sinema tarihinde önemli bir yere sahip olan Bride of Frankenstein hikâyesi, bu kez yeni bir yorumla geri dönüyor. Ancak Maggie Gyllenhaal’ın yönettiği “The Bride!”, güçlü bir feminist anlatı vaat etmesine rağmen bu potansiyeli tam anlamıyla gerçekleştiremeyen bir film olarak dikkat çekiyor.

Klasik bir hikâyeye retro-fütüristik bir yorum

6 Mart’ta vizyona giren film, Gyllenhaal’ın yönetmen koltuğundaki ikinci uzun metraj çalışması. Yönetmenin 2021 tarihli filmi The Lost Daughter, kadın merkezli anlatımıyla büyük övgü toplamıştı. “The Bride!” da benzer bir yaklaşımı sürdürmeye çalışıyor.

Film, 1935 yapımı klasik korku filmi “Bride of Frankenstein”ın modern ve retro-fütüristik bir yeniden uyarlaması.

Hikâye, Ida adlı bir fahişeyle başlıyor. Ida’nın zihninde ikinci bir kişilik vardır: ünlü yazar Mary Shelley. Mafyayla yaşadığı bir kavganın ardından ölümcül bir şekilde yaralanan Ida, yalnız bir adam olan Frank’in isteği üzerine yeniden hayata döndürülür ve “Gelin”e dönüşür.

Frank (Christian Bale) ve bilim insanı Dr. Euphronious (Annette Bening) tarafından gerçekleştirilen bu deneyden sonra çift laboratuvardan kaçar. Bir kulüpte yaşanan şiddetli bir olayın ardından ise Amerika boyunca sürecek bir kaçış yolculuğu başlar.

Türler arasında savrulan bir hikâye

Filmin ilerleyen bölümünde dedektif Jake Wiles ve yardımcısı Myrna Malloy çifti takip etmeye başlar. Hikâye, alternatif bir 1930’lar Amerika’sında geçerken film sürekli farklı türlere kayar:

  • Gotik romantizm
  • Polisiye gerilim
  • Film noir
  • Mafya hikâyesi
  • Müzikal

Bu türlerin hepsini aynı potada eritmeye çalışan film, eleştirmenlere göre sonunda dağınık bir anlatıya dönüşüyor. Ortaya çıkan yapı, Frankenstein’ın yarattığı canavar gibi “parça parça dikilmiş” bir hikâye izlenimi veriyor.

Feminist mesaj var ama derinlik yok

Filmde feminist bir alt metin bulunuyor. Hikâyede özellikle kadınların rızası ve özgürlüğü meselesi öne çıkarılmak isteniyor. Gyllenhaal da verdiği bir röportajda, Frankenstein’ın Gelini karakterinin aslında hiçbir söz hakkına sahip olmadığını ve bu nedenle filmde rıza temasını işlemek istediğini söylemişti.

Ancak filmde bu mesajın oldukça didaktik bir biçimde işlendiği görülüyor. Gelin karakteri, maruz kaldığı her aşağılamaya veya tacize “Bunu tercih etmem” diyerek yanıt veriyor. İlk başta güçlü bir tepki gibi görünse de tekrarlandıkça seyirciye mesajı fazlasıyla doğrudan veren bir anlatı haline geliyor.

Benzer bir sorun dedektif Myrna karakterinde de görülüyor. Film boyunca zeki ve yetenekli bir dedektif olarak çizilen Myrna, finalde olaylara aktif şekilde müdahale etmek yerine yalnızca izleyen bir karaktere dönüşüyor. Bu da filmdeki feminist iddianın zayıflamasına neden oluyor.

Filmin en güçlü yanı: Jessie Buckley

Filmin en dikkat çekici unsuru ise Jessie Buckley’nin performansı. Buckley, hem Frankenstein’ın Gelini’ni hem de Mary Shelley’i canlandırırken oldukça etkileyici bir oyunculuk sergiliyor. Farklı aksanlar ve güçlü fiziksel performans arasında gidip gelen oyuncu, filmin en parlak yönü olarak öne çıkıyor.

Buna rağmen eleştirmenler, filmde Gelin ile Mary Shelley arasındaki ilişkiye daha fazla odaklanılsaydı çok daha güçlü bir anlatı ortaya çıkabileceğini düşünüyor.

“The Bride!”, güçlü oyunculuklar ve stil sahibi sahneler sunmasına rağmen hikâye anlatımı açısından beklentileri karşılayamıyor. Film, feminist bir yeniden yorum olma iddiasıyla yola çıkıyor ancak bu temaları derinleştirmek yerine yüzeyde bırakıyor.

Sonuç olarak ortaya çıkan film, etkileyici oyunculuklara sahip fakat anlatı açısından parçalı ve dağınık bir proje olarak değerlendiriliyor.

Related Post

Bir Cevap Yazın

Fika sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin