Milan-Cortina Kış Olimpiyatları’nda düzenlenen oyunlar ikinci haftasına girerken etkinliğin üzerine siyasi açıdan yüklü bir gölge düşüyor.
Şampiyon kayakçı Mikaela Shiffrin, snowboardcu Chloe Kim ve serbest stil kayakçılar Hunter Hess ve Chris Lillas, aralarında Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza ajanlarının Minnesota’daki şiddetli federal baskısı ve Trump yönetiminin ülke çapında göçmenlere ve LGBTQ+ topluluğuna yönelik saldırıları da bulunan birçok hassas konuyu içeren derin bir siyasi kriz döneminde ülkelerini temsil etme konusundaki rahatsızlıklarını dile getiren en iyi sporcular arasında yer alıyor.
Hess geçen hafta düzenlediği basın toplantısında, “Şu anda ABD’yi temsil etmek karmaşık duygular uyandırıyor,” dedi. “Sadece bayrağı taşıyor olmam, ABD’de olup biten her şeyi temsil ettiğim anlamına gelmiyor.”
Trump, Truth Social’da yaptığı bir paylaşımda Hess’in yorumlarını sert bir dille eleştirerek onu “gerçek bir kaybeden” olarak nitelendirdi ve şunları ekledi: “Ülkesini temsil etmediğini söylüyor… Eğer durum buysa, takıma seçmelere katılmamalıydı ve takımda olması çok kötü. Böyle birini desteklemek çok zor.”
Olimpiyat Oyunlarına katılan Başkan Yardımcısı JD Vance, CNN’e verdiği bir röportajda sporcular hakkında yorum yaparken, eleştirel yorumlarda bulunan sporcuların “bazı tepkilerle” karşılaşmayı beklemeleri gerektiğini söyledi.
Açılış törenlerinde büyük ekranda gösterildiğinde yuhalanan Vance, sözlerine şöyle devam etti: “Orada spor yapmak, ülkeyi temsil etmek ve umarım madalya kazanmak için bulunuyorsunuz. Çoğu Olimpiyat sporcusu, siyasi görüşleri ne olursa olsun, harika bir iş çıkarıyor, kesinlikle tüm ülkenin desteğinden yararlanıyor ve bence ülkeyi bir araya getirmenin yolu, yabancı bir ülkede ortaya çıkıp Amerika Birleşik Devletleri başkanına saldırmak değil, sporunuzu yapmak ve ülkeyi iyi temsil etmektir.”
Kış Olimpiyatları sporcularının açık sözlülüğü, 1968 Meksika Yaz Olimpiyatları’nda büyük yankı uyandıran Tommie Smith ve John Carlos’un dramatik protestosunu hatırlatıyor. 200 metre yarışında sırasıyla birinci ve üçüncü olan bu sprinterler, zafer kürsüsünde sözlerle değil, siyah eldivenli yumruklarını havaya kaldırarak Olimpiyat tarihinin en ikonik görüntülerinden birini ortaya koymuşlardı.
Zaferlerinin ardından milli marş çalınırken, Smith ve Carlos başlarını eğerek ve yumruklarını kaldırarak Amerika’daki ırksal adaletsizliğe duydukları öfkeyi dile getirdiler. Bu hareket uluslararası alanda büyük yankı uyandırırken, Smith ve Carlos’un dünya sahnesini kendi ülkelerini küçük düşürmek için kullandıklarını iddia eden Olimpiyat yetkililerini de öfkelendirdi.
Smith ve Carlos’un Siyah Güç hareketine selamı, HBO Max’in ” Özgürlüğün Yumrukları: 68 Yaz Olimpiyatları’nın Hikayesi ” adlı belgeselinde ele alınıyor. 1999 Peabody Ödülü’nü kazanan film hem kahramanca övgüler hem de sert eleştiriler alan Smith ve Carlos için o ateşli anı ve sonrasını konu alıyor.
“Fists of Freedom” filminin yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlenen George Roy, “1968’de yaşananlarla şu anda yaşananlar arasında benzerlikler var. Benzerlikler, her ikisinde de Olimpiyat Oyunları ve Amerika Birleşik Devletleri olması ve her iki durumda da sporcuların mevcut durum göz önüne alındığında biraz daha gururlu olabilmeyi dilediklerini söylemeleridir” dedi.
Ancak, birçok Emmy ödülü kazanmış ve Jersey Line Films’in kurucusu olan Roy, belirgin farklılıklar olduğunu da sözlerine ekledi.
“Smith ve Carlos’un yaptıkları çok önemliydi çünkü onları doğrudan etkiledi,” dedi. “Topluluklarındaki milyonlarca insanla birlikte protesto ediyorlardı. Amaçları, ülkelerini temsil edecek kadar iyi olduklarını göstermekti. Ama gerçek dünyaya döndüklerinde, restoranlara girmekte veya bir daire bulmakta zorlanacaklardı.”
Belgeselde yer alan bir röportajda Smith, kendisinin ve Carlos’un yaptığı bu hareketin sıklıkla yanlış yorumlandığını söyledi.
Smith, “Ulusal marş çalmaya başlar başlamaz eldivenimi Tanrı’ya doğru kaldırdım,” dedi. “Havaya kaldırdığım siyah yumruk sadece hayatını kaybedenlerin anısına bir saygı duruşuydu. Bir dayanışma duasıydı. Ülkede vurulan, köpek ısırması sonucu yaralanan kardeşlerimin yardım çığlığıydı… Özgürlük çığlığıydı.”
“Bunu olumsuz bir şey olarak görme fikrini sevmiyorum. Bu sadece havaya kaldırılmış bir yumruk ve Amerikan bayrağına eğilmiş bir baştı. Ona karşı bir nefret sembolü değildi.” diye ekledi.
“Özgürlüğün Yumrukları” adlı belgesel, törene katılan veya töreni takip eden ve bu jest hakkında güçlü görüşlere sahip spor ve medya figürleriyle yapılan çeşitli röportajları içeriyor.
1968’de Amerika Birleşik Devletleri Olimpiyat Komitesi’nin basın sözcüsü olan Bob Paul, “[Smith ve Carlos] yanılıyorlardı. Her zafer töreninde azami ölçüde düzen ve nezakete uyulması gerekiyor.” dedi.
O dönemde Chicago American gazetesinde köşe yazarlığı yapan deneyimli televizyon spor yorumcusu Brent Musburger şunları yazdı: “Eğlence ve oyun amaçlı bir turnuva sırasında tüm dünyanın önünde kirli çamaşırlarını ortaya dökmek, çocukça bir hareketten başka bir şey değildi. Smith ve Carlos, siyahi birer fırtına askeri gibi görünüyorlardı.”
Bu duruma çok sinirlenen Olimpiyat Komitesi Başkanı Avery Brundage, sprinterlerin oyunlardan ihraç edilmesini istedi.
Tüm bu kargaşaya rağmen, uzmanlar Smith ve Carlos’un selamının Siyahiler için belirleyici bir an olduğunu ve Sivil Haklar Hareketi’ni canlandırdığını söyledi. Ancak, iki adam eve döndüklerinde kişisel ve mesleki zorluklarla karşılaştılar.
Hem Smith hem de Carlos son yıllarda çeşitli konuşma etkinliklerine katıldılar. Yorum almak için kendilerine ulaşılamadı.
Smith, “Özgürlüğün Yumrukları” adlı eserinde, “Biz Deccal değiliz,” demişti. “Sadece tanınmaya ihtiyaç duyan insanız.”
