Paz. Nis 26th, 2026

Rusya’da huzursuzluk baharı: Putin bildiği yoldan şaşmıyor

Rusya, Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı işgalin üzerinden dört yıl geçtikten sonra yeni bir kırılma dönemine giriyor. Ekonomik baskıya alışmış görünen toplumda bu kez farklı bir huzursuzluk dalgası yükseliyor. Dijital kesintiler, ifade alanının daralması ve artan devlet baskısı, “savaşın gündelik hayatı” nasıl dönüştürdüğünü daha görünür hale getiriyor.

Vladimir Putin yönetimindeki Rusya’da son haftalarda özellikle büyük şehirlerde yaşanan internet kesintileri kamuoyunda ciddi tepki topladı. E-ticaretten günlük iletişime kadar birçok alanı aksatan bu kesintiler, sıradan vatandaşın sabrını zorlayan bir noktaya ulaştı. Kremlin ise bu durumu “terör saldırılarını önlemeye yönelik operasyonel çalışmalar” olarak açıklıyor. Bu açıklama, aslında devletin önceliklerini de net biçimde ortaya koyuyor: güvenlik, özgürlükten önce geliyor.

Mesele yalnızca teknik kesintiler değil. Aynı dönemde devletin baskı aygıtı da belirgin şekilde sertleşmiş durumda. Ülkede art arda gerçekleşen baskınlar ve gözaltılar, ifade özgürlüğünün giderek daha dar bir alana sıkıştığını gösteriyor.

Rusya’nın en büyük yayınevlerinden biri olan Eksmo’ya yapılan baskın bunun en dikkat çekici örneklerinden biri. Yetkililer, “LGBTQ propagandası” iddiasıyla soruşturma başlatırken, yayınevinin gençlik edebiyatı basan Popcorn Books adlı markası tamamen kapatıldı. Bu süreçte özellikle queer temalı bir romanın hedef alınması, kültürel üretimin de siyasi denetim altına alındığını ortaya koyuyor.

Benzer bir baskı dalgası medya alanında da hissediliyor. Bağımsız gazeteciliğin sembollerinden Novaya Gazeta’nın ofisine düzenlenen polis baskını, zaten sınırlı olan özgür basın alanını daha da daralttı. Gazetenin kurucularından birinin 2021’de Nobel Barış Ödülü almış olması, bu müdahalenin sembolik ağırlığını artırıyor.

Sadece medya değil, sivil toplum da hedefte. İnsan hakları alanında uzun yıllardır faaliyet gösteren Memorial’ın “aşırılıkçı” ilan edilmesi, eleştirel seslerin kriminalize edilmesinin en açık örneklerinden biri olarak görülüyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk bu kararı, “insan hakları çalışmalarını fiilen suç haline getirmek” olarak değerlendirdi.

Tüm bu gelişmeler yaşanırken, Rusya’nın yalnızca bugünü değil, geçmişiyle kurduğu ilişki de dikkat çekici biçimde değişiyor. Sovyet döneminin karanlık figürlerinden Feliks Dzerzhinsky’nin adının yeniden öne çıkarılması, devletin tarihsel referanslarını bilinçli şekilde yeniden şekillendirdiğini gösteriyor. 1991’de heykelinin yıkılması, Sovyetler Birliği’nin sonunu simgeleyen anlardan biriydi. Bugün ise aynı figür yeniden onurlandırılıyor.

Bu tablo, yalnızca siyasi baskının artışıyla açıklanamaz. Aynı zamanda bir zihniyet dönüşümüne de işaret ediyor. Devlet, yalnızca muhalefeti bastırmakla kalmıyor; aynı zamanda toplumu yeniden tanımlamaya çalışıyor. “Geleneksel değerler” söylemiyle çizilen bu çerçeve, Batı karşıtı bir ideolojik hattın da parçası.

Ekonomik olarak ise Rusya, savaşın yarattığı yükü büyük ölçüde taşıyabilmiş durumda. Orta Doğu’daki gerilimler nedeniyle artan petrol fiyatları, Kremlin’e beklenmedik bir nefes alanı sağladı. Bu durum, kısa vadede ekonomik çöküş ihtimalini azaltırken, siyasi baskının daha rahat uygulanmasına da zemin hazırlıyor.

Sonuç olarak Rusya, çelişkili bir dönemin içinde: Ekonomik dayanıklılık ile toplumsal huzursuzluk aynı anda var oluyor. Devlet, bu dengeyi baskıyı artırarak yönetmeye çalışıyor. Putin’in yaklaşımı ise değişmiyor: Kriz ne olursa olsun, çözüm yine kontrolü sıkılaştırmak.

Bu da Rusya’da “bahar”ın yalnızca mevsimsel kaldığını, siyasi anlamda ise havanın giderek daha sertleştiğini gösteriyor.

Related Post

Bir Cevap Yazın

Fika sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin