Michael Booth, Monocle
Danimarka’nın başkenti, Monocle dergisinin yaşam kalitesi araştırmalarında düzenli olarak zirvede yer alıyor. Ancak Kopenhag da hatalar yaptı. Neyse ki şehir, bu hatalarından ders çıkarmaya ve gelişmeye devam ediyor.
Eskiden FIFA Dünya Kupası’nı üç kez kazanan takım, Jules Rimet Kupası’nı sonsuza dek elinde tutma hakkı elde ediyordu. Brezilya bunu 1970 yılında başardı. Bana kalırsa, Monocle da Yaşam Kalitesi Kupası’nı aynı şekilde Kopenhag’a kalıcı olarak verebilir. Sonuçta hiçbir şehir, yaşamak için en iyi yerler listemizin zirvesine Kopenhag kadar sık çıkmadı. Yalnızca ara sıra – bu yıl olduğu gibi – talihsiz bir hesap hatası yaşanıyor ve şehir ikinci sırada yer alıyor.
Sözde kazanan Tokyo’nun aslında tek bir şehir değil, birbirine eklemlenmiş 20’den fazla yerleşimden oluştuğu gerekçesiyle yarışma dışı bırakılması yönündeki çabalarımı bir kenara bırakırsak, Kopenhag’ı ilk sıralamamızdan bu yana (ki o listede de birinci olmuştu) bu kadar istikrarlı kılan ne?
İyi eğitimli iş gücü, ürettiği ürünlere ve hizmetlere daha fazla katma değer kazandırıyor; bu nedenle Danimarkalılar zengin. Ancak yalnızca zenginlik yeterli değil; Suudi Arabistan da zengin. Asıl belirleyici olan, özellikle eğitim alanında demokrasi ve eşitlik ilkelerinin güçlü bir temel oluşturması. Danimarka; ekonomik eşitlik, cinsiyet eşitliği ve şeffaflık gibi alanlarda hazırlanan küresel sıralamaların büyük bölümünde en üst sıralarda yer alıyor.
Peki ülkenin ikinci büyük kenti Aarhus neden listemizde aynı başarıyı gösteremiyor? Başkenti bu kadar özel kılan ne?
Elbette Kopenhag; kültür, alışveriş, gastronomi ve şehir atmosferi gibi alanlarda daha fazla avantaja sahip. Ancak uzun vadede onu farklılaştıran en önemli unsurlardan biri, benim “tekrarlayan şehircilik” (iterative urbanism) olarak adlandırdığım yaklaşım. Kopenhag’ı planlayan ve inşa edenler, gerçekten de yaptıkları hatalardan ders çıkarıyor, kent sakinlerini dinliyor ve şehir yönetimi ile planlamasını sürekli daha iyi hale getirmenin yollarını arıyor.
Kopenhag, 2000’li yılların başında havalimanı yakınında kurduğu Ørestad adlı ofis ve konut bölgesinde ciddi bir hata yaptı. Geniş caddeleri, yüksek yapıları, kimliksiz ofis ve apartman bloklarıyla inşa edilen bu bölgenin büyük bölümü, sanki Avrupa’nın her yerine uygulanabilecek tek tip bir şablonu kullanan muhasebeciler tarafından tasarlanmış gibiydi. Bu anlayış, Danimarkalı mimar Jan Gehl’in savunduğu “insanlar için şehirler” yaklaşımının tam tersiydi.
Bir keresinde Gehl ile birlikte Kopenhag’ı gezme fırsatı bulmuştum. Turumuza rüzgârın eksik olmadığı, ıssız görünen Ørestad’dan başladık. Ardından Gehl’in ideal kent yaşamını temsil ettiğini düşündüğü bir yere gittik. Balıkçı kasabası Dragør, sadece 20 dakika uzaklıktaydı ama adeta bambaşka bir dünyaydı. Alçak katlı ve birbirine yakın konumlanmış evleri, davetkâr meydanları, taş döşeli sokakları ve bol yeşil alanlarıyla sıcak ve yaşanabilir bir kent dokusu sunuyordu.
Gehl’in yaklaşımından çıkarılan dersler, daha sonra geliştirilen Nordhavn bölgesinde uygulandı. Birkaç istisna dışında burada binalar daha alçak, birbirine daha yakın konumlandırılmış ve sokaklar canlı bir yaşam sunuyor. Güçlü ulaşım bağlantıları sayesinde otomobiller kamusal alanda daha az yer kaplıyor. Liman suları da şehirle daha iyi bütünleştirilerek bölgeye ferahlık ve doğal ışık kazandırılmış. Kopenhag yönetimi, ülkenin en başarılı mimarlarına burada daha fazla özgürlük tanıdığı için daha yaratıcı projeler ortaya çıkmış. Bunun en dikkat çekici örneklerinden biri, JaJaArchitects tarafından tasarlanan KonditagetLüders. Yapının zemin katında bir geri dönüşüm merkezi, çatısında ise halka açık bir park bulunuyor. Ardından geliştirilen Sydhavn liman bölgesi ise mimari açıdan hâlâ tekdüze sayılabilecek özellikler taşısa da Ørestad’a kıyasla hem yaşamak hem de ziyaret etmek için çok daha cazip bir yer haline geldi.
Yakında Kopenhag, eski sanayi bölgesi Refshaleøen‘i dönüştürmeye başlayacak. Proje tamamlandığında burada yaklaşık 25 bin kişi yaşayacak, çalışacak, alışveriş yapacak ve okula gidecek. Bölgenin bugünkü ham ve endüstriyel karakterini korumasını isteyenler de az değil. Ancak Kopenhag, bir kez daha şehir planlama anlayışını geliştirmeye çalışıyor. Bu dönüşümde ulaşım en önemli unsur olacak. Bölgeye metro hattı ulaştırılacak, ayrıca liman üzerinde 460 metre uzunluğunda bir bisiklet köprüsü inşa edilecek. Tartışmaların odağında ise özel otomobiller bulunuyor. Bazıları araçların tamamen yasaklanmasını isterken, bazıları bunun ziyaretçiler ve yeni sakinler açısından bölgenin cazibesini azaltabileceğini düşünüyor.
Benim beklentim ise Kopenhag’ın yine pragmatik bir denge kurmayı başaracağı yönünde. Çünkü şehri yıllardır yaşam kalitesi sıralamalarının zirvesinde tutan unsurlar; sürekli gelişme anlayışı, toplumla istişare kültürü ve Danimarka’ya özgü ölçülü yaklaşım oldu.
