Toplumlar uzun yıllar boyunca eşitliği, herkese aynı şekilde davranmak olarak tanımladı. Hukuk sistemlerinden eğitim politikalarına, iş yaşamından aile kurumuna kadar pek çok alanda “kadın ya da erkek ayrımı yapmıyorum” cümlesi adaletin göstergesi olarak kabul edildi. Ancak sosyal bilimler, özellikle son elli yılda bu yaklaşımın önemli bir eksikliğine dikkat çekmeye başladı. Herkesin aynı başlangıç noktasında olmadığı bir dünyada herkese aynı davranmak, var olan eşitsizlikleri ortadan kaldırmıyor; aksine görünmez hâle getiriyor.
İşte bu noktada “cinsiyet körlüğü” kavramı ortaya çıkıyor.
İlk bakışta olumlu gibi görünen bu yaklaşım, toplumsal cinsiyet çalışmalarında çoğu zaman eleştirel bir kavram olarak kullanılıyor. Cinsiyeti görmezden gelmek, cinsiyetin yarattığı güç ilişkilerini de görmezden gelmek anlamına gelebiliyor.
Cinsiyet körlüğü nedir?
Cinsiyet körlüğü (gender blindness), bireylerin kadın ya da erkek olmasının toplumsal deneyimleri üzerinde belirleyici olmadığını varsayan; politika, hukuk, eğitim veya iş yaşamında cinsiyet farklılıklarını dikkate almayan yaklaşımı ifade eder.
Bu anlayışın temelinde şu düşünce yer alır:
“Herkese aynı davranırsak eşitliği sağlamış oluruz.”
Ancak toplumsal cinsiyet araştırmaları bunun çoğu zaman doğru olmadığını gösteriyor. Kadınlar ve erkekler yalnızca biyolojik olarak değil; toplumsal roller, ekonomik fırsatlar, bakım emeği, güvenlik, eğitim, sağlık ve siyasal temsil açısından da farklı koşullarda yaşamlarını sürdürüyor.
Dolayısıyla herkese aynı uygulamayı yapmak her zaman adil sonuç üretmiyor.
Bugün sosyal politika literatüründe bu nedenle eşitlik (equality) ile hakkaniyet (equity) kavramları birbirinden ayrılıyor.
Biyolojik cinsiyet ile toplumsal cinsiyet arasındaki fark
Cinsiyet körlüğünü anlamanın ilk şartı biyolojik cinsiyet ile toplumsal cinsiyet arasındaki ayrımı kavramaktır.
Biyolojik cinsiyet, kromozomlar, hormonlar ve üreme sistemi gibi biyolojik özellikleri ifade eder.
Toplumsal cinsiyet (gender) ise toplumun kadınlara ve erkeklere yüklediği roller, beklentiler ve güç ilişkilerini kapsar.
Bir toplumda kadınlardan çocuk bakımını üstlenmelerinin beklenmesi biyolojik değil toplumsal bir roldür.
Erkeklerin ağlamaması gerektiğine yönelik beklenti de aynı şekilde kültürel bir kabuldür.
Toplumsal cinsiyet çalışmaları tam da bu rollerin bireylerin yaşamlarını nasıl şekillendirdiğini inceler.
Kavramın akademik kökenleri
“Cinsiyet körlüğü” ifadesi özellikle 1980’lerden itibaren kalkınma politikaları ve kamu yönetimi literatüründe yaygınlaşmaya başladı.
İlk dönemlerde uluslararası kalkınma projelerinde hazırlanan birçok programın “herkes için aynı politika” anlayışıyla yürütüldüğü görüldü.
Bu projeler incelendiğinde kadınların çoğu zaman bu programlardan erkeklerle aynı ölçüde yararlanamadığı ortaya çıktı.
Bunun nedeni kadınların eğitim, mülkiyet hakkı, gelir, ulaşım ve karar alma mekanizmalarına erişimde zaten dezavantajlı durumda olmalarıydı.
Böylece sosyal bilimlerde yeni bir yaklaşım gelişti:
Sorun kadınların görünmez olması değil, politikaların kadınları hiç görmemesiydi.
Simone de Beauvoir: Kadın görünmez değildir, “öteki”dir
Simone de Beauvoir cinsiyet körlüğü kavramını doğrudan kullanmasa da bu tartışmanın temelini atan isimlerden biridir.
1949 yılında yayımlanan İkinci Cins adlı eserinde kadınların tarih boyunca “insan” kategorisinin dışında bırakıldığını savunur.
Ünlü cümlesi bugün hâlâ toplumsal cinsiyet çalışmalarının merkezinde yer alır:
“Kadın doğulmaz, kadın olunur.”
Beauvoir’a göre erkek “evrensel insan” olarak kabul edilirken kadın sürekli farklı olan, istisna olan, açıklanması gereken kişi olarak görülmektedir.
Bu bakış açısı, günümüzde cinsiyet körlüğü eleştirilerinin teorik temelini oluşturur.
Judith Butler: Cinsiyet sabit değildir
Judith Butler toplumsal cinsiyet teorisinin en etkili isimlerinden biridir.
1990 tarihli Gender Trouble eserinde cinsiyetin yalnızca biyolojik değil, sürekli tekrar edilen toplumsal pratikler aracılığıyla üretildiğini savunur.
Butler’a göre toplum kadınlık ve erkekliği sürekli yeniden üretmektedir.
Dolayısıyla cinsiyeti yok saymak, bu üretim süreçlerini de görünmez hâle getirir.
Joan Scott: Cinsiyet bir analiz kategorisidir
Joan Wallach Scott 1986 yılında yayımladığı “Gender: A Useful Category of Historical Analysis” makalesiyle toplumsal cinsiyet çalışmalarında dönüm noktası kabul edilen isimlerden biri oldu.
Scott’a göre toplumsal cinsiyet yalnızca kadınlarla ilgili değildir.
İktidar ilişkilerini anlamanın temel araçlarından biridir.
Dolayısıyla cinsiyeti analizden çıkarmak, toplumdaki güç ilişkilerini de anlamamayı beraberinde getirir.
Sandra Harding ve feminist epistemoloji
Sandra Harding bilimsel bilginin tamamen tarafsız olduğu düşüncesini eleştirir.
Harding’e göre bilim tarihi boyunca erkek deneyimi çoğu zaman “insan deneyimi” olarak kabul edilmiştir.
Kadınların yaşadıkları ise istisna olarak değerlendirilmiştir.
Bu nedenle bilimin de cinsiyet körü olabileceğini savunur.
Nancy Fraser ve eşitlik tartışmaları
Nancy Fraser eşitliği yalnızca ekonomik dağılım üzerinden değil, tanınma ve temsil üzerinden de değerlendirir.
Fraser’a göre kadınların yaşadığı birçok sorun yalnızca gelir eşitsizliği değildir.
Toplum tarafından yeterince tanınmamak ve karar alma mekanizmalarında temsil edilmemek de önemli eşitsizlik kaynaklarıdır.
Kimberlé Crenshaw ve kesişimsellik
Kimberlé Crenshaw 1989 yılında geliştirdiği “kesişimsellik” (intersectionality) yaklaşımıyla cinsiyet körlüğü tartışmalarına yeni bir boyut kazandırdı.
Crenshaw’a göre bütün kadınlar aynı deneyimi yaşamaz.
Kadınların yaşadıkları;
- sınıf,
- etnik köken,
- engellilik,
- göçmenlik,
- yaş,
- cinsel yönelim
gibi birçok unsurla birlikte şekillenir.
Bu nedenle yalnızca “kadın” kategorisine odaklanan politikalar bile bazı kadınları görünmez bırakabilir.
Caroline Criado Perez ve görünmez kadınlar
Caroline Criado Perez, Invisible Women adlı eserinde cinsiyet körlüğünün günlük yaşam üzerindeki etkilerini yüzlerce araştırma üzerinden ortaya koyar.
Kitapta yer verilen örneklerden bazıları şunlardır:
- Otomobil güvenlik testlerinin çoğu yıllarca erkek mankenler üzerinden yapılmıştır.
- İlaç araştırmalarının önemli kısmı erkek deneklerle yürütülmüştür.
- Akıllı telefonların ortalama el büyüklüğü erkeklere göre tasarlanmıştır.
- Şehir planlamasında kadınların ulaşım alışkanlıkları uzun süre dikkate alınmamıştır.
Bu örnekler, tarafsız olduğu düşünülen sistemlerin aslında belirli bir grubu merkez alabildiğini gösterir.
Cinsiyet körlüğü kamu politikalarında nasıl ortaya çıkar?
Kamu politikalarında cinsiyet körlüğü çoğu zaman “herkese eşit hizmet” söylemiyle görülür.
Ancak örneğin:
- yalnızca tam zamanlı çalışanları esas alan sosyal güvenlik sistemi,
- bakım emeğini hesaba katmayan emeklilik sistemi,
- gece ulaşımını dikkate almayan kent planlaması,
- yalnızca erkeklerin çalışma düzenine göre oluşturulan mesai saatleri,
kadınlar üzerinde farklı sonuçlar doğurabilir.
Bu nedenle günümüzde birçok ülkede “toplumsal cinsiyet etki analizi” uygulanmaktadır.
İş yaşamında cinsiyet körlüğü
Şirketlerde en sık duyulan ifadelerden biri şudur:
“Biz kadın erkek ayırmıyoruz.”
Bu yaklaşım ilk bakışta olumlu görünse de;
- ücret farklarını,
- cam tavan etkisini,
- doğum sonrası kariyer kaybını,
- bakım sorumluluklarını,
- terfi süreçlerindeki önyargıları
incelemeyi zorlaştırabilir.
Bu nedenle birçok uluslararası şirket artık cinsiyet körü politikalar yerine toplumsal cinsiyete duyarlı insan kaynakları politikaları geliştirmektedir.
Eğitimde cinsiyet körlüğü
Okullarda öğretmenlerin bütün öğrencilere aynı şekilde davranması tek başına eşitliği sağlamayabilir.
Ders kitaplarındaki temsil,
oyuncak tercihleri,
kariyer yönlendirmeleri,
spor faaliyetleri,
laboratuvar çalışmaları,
çocukların geleceğini farklı biçimlerde etkileyebilir.
Araştırmalar özellikle matematik ve mühendislik alanlarında kız çocuklarının karşılaştığı kalıp yargıların kariyer seçimlerini etkilediğini göstermektedir.
Sağlık alanında cinsiyet körlüğü
Uzun yıllar boyunca birçok klinik araştırma erkekler üzerinde yürütüldü.
Kadınların hormonal döngülerinin araştırmaları karmaşıklaştırdığı düşüncesiyle kadınlar birçok çalışmaya yeterince dahil edilmedi.
Bunun sonucu olarak:
- kalp krizi belirtileri,
- ilaç dozları,
- kronik ağrı,
- otoimmün hastalıklar
gibi alanlarda kadınlara ilişkin önemli bilgi eksiklikleri oluştu.
Bugün tıp dünyasında “gender-sensitive medicine” yani toplumsal cinsiyete duyarlı tıp anlayışı giderek yaygınlaşıyor.
Hukukta cinsiyet körlüğü
Hukuk önünde herkes eşittir ilkesi temel bir prensiptir.
Ancak uygulamada aile içi şiddet, cinsel şiddet, iş yerinde taciz veya bakım yükü gibi konular cinsiyet farkını dikkate almadan değerlendirildiğinde mağduriyetler görünmezleşebilir.
Bu nedenle birçok hukukçu biçimsel eşitlik ile maddi eşitlik arasında ayrım yapılması gerektiğini savunur.
Cinsiyet körlüğüne yöneltilen eleştiriler
Eleştirmenlere göre cinsiyet körlüğü;
- mevcut eşitsizlikleri görünmezleştirir,
- erkek deneyimini evrensel kabul edebilir,
- kadınların özgün ihtiyaçlarını göz ardı edebilir,
- veri toplamayı zorlaştırabilir,
- ayrımcılığı ölçmeyi imkânsızlaştırabilir.
Peki herkes bu görüşte mi?
Hayır.
Bazı siyaset bilimciler ve hukukçular cinsiyet körü politikaların ayrımcılığı azaltabileceğini savunmaktadır.
Onlara göre devlet bireyleri kadın ya da erkek olarak değil, vatandaş olarak değerlendirmelidir.
Bu yaklaşım özellikle liberal siyaset kuramında destek bulmaktadır.
Buna karşılık feminist kuramcılar, görünmeyen eşitsizliklerin yalnızca “tarafsız” görünerek ortadan kalkmayacağını savunur.
Dolayısıyla tartışma bugün de devam etmektedir.
Cinsiyet körlüğü yalnızca akademik bir kavram değildir.
Bir şehir planının nasıl çizileceğinden ilaçların nasıl geliştirileceğine, okul kitaplarından iş yerindeki terfi sistemlerine kadar gündelik yaşamın neredeyse her alanına uzanan bir tartışmayı ifade eder.
Bugün sosyal bilimlerde giderek güçlenen yaklaşım, gerçek eşitliğin yalnızca herkese aynı davranmakla değil, insanların farklı koşullarda yaşadığını kabul ederek adil politikalar geliştirmekle mümkün olacağını savunmaktadır.
Belki de asıl soru şudur:
Cinsiyeti hiç görmemek gerçekten tarafsızlık mıdır?
Yoksa zaten var olan eşitsizliklerin üzerini örten yeni bir görünmezlik biçimi midir?
İleri okuma önerileri
- Simone de Beauvoir, İkinci Cins
- Judith Butler, Gender Trouble
- Joan Wallach Scott, Gender: A Useful Category of Historical Analysis
- Sandra Harding, Whose Science? Whose Knowledge?
- Nancy Fraser, Fortunes of Feminism
- Kimberlé Crenshaw, Demarginalizing the Intersection of Race and Sex
- Caroline Criado Perez, Invisible Women
- Raewyn Connell, Gender
- bell hooks, Feminist Theory: From Margin to Center
- Iris Marion Young, Justice and the Politics of Difference
