Bir ömrün ardından
Mehmet Burak
Bitmiş bir ömür üzerine konuşmak kolay değildir. Hele ki o ömür, ardında sadece anılar değil, sorular da bırakıyorsa.
Dedem 91 yıllık hayatının son nefesini verdi.
Bu beklenen bir ölümdü. Uzun süren hastane günleri, yoğun bakım koridorlarında geçen saatler, aslında hepimizi yavaş yavaş hazırlamıştı. Ölüm geldiğinde sürpriz olmadı ama yine de bir şey eksildi. Belki de bir hesaplaşma ihtimali.
Onu sevdiğimi söyleyemem ama hayatımda bir iz bıraktığını da inkâr edemem çünkü bazı insanlar sevilerek değil, sorgulanarak yer eder hayatımızda.
Dedem böyle biriydi.
Gençliğinde gücü olan bir adamdı. Toprak, para, itibar… Küçük bir dünyanın büyük adamlarından biri ama o dünya, zamanla kendi içinde çöktü. Yanlış kararlar, kayıplar, kırgınlıklar… Bir zamanların “güçlü” hayatı, son yıllarında neredeyse bir karikatüre dönüştü.
Belki de bu yüzden, onun hayatı bana hep bir hikâye gibi geldi.
Hatta çocukken onu dinlemekten çok, çözmeye çalıştığımı hatırlıyorum.
Aile içinde fısıltıyla anlatılanlar vardı:
Yarım kalan aşklar, kabul edilmeyen ilişkiler, saklanan sırlar…
Bir insanın sadece kendi hayatını değil, başkalarının hayatını da nasıl değiştirebildiğini ilk ondan öğrendim.
Belki de yazma isteğim biraz buradan geliyor.
İnsan hikâyelerine olan merakım, biraz onun yarattığı boşluklardan doğdu ama bu, onu affettiğim anlamına gelmiyor.
Babamın cenazesinde, onunla aynı yerde durduğumuz o anı unutamıyorum. O an içimde yükselen duygu sevgi değildi. Daha çok, yılların biriktirdiği bir mesafe… Belki de kırgınlık.
…ve şimdi, bu kez onun cenazesinde duruyorum.
İnsan tuhaf.
Birine kızgın olabiliyor, ama yine de onun ölümüne kayıtsız kalamıyor.
…çünkü sonuçta…
kan, sadece biyolojik bir bağ değil. Aynı zamanda bir hafıza.
Cenazede insanlar ağladı.
Bazıları gerçekten, bazıları alışkanlıktan.
Ben ise bir köşede durdum.
Ne tabutu taşıdım ne toprağı attım.
Ne de içimden “helal olsun” diyebildim.
Bu bir isyan değildi.
Daha çok… içimde yarım kalmış bir cümlenin sessizliğiydi.
Onun hayatına baktığımda gördüğüm şey şu:
Bir insan, her şeye sahip olabilir ama kendisiyle kurduğu ilişki yanlışsa, geriye sadece dağılmış bir hikâye kalır.
Dedemin ölümü bana bir şey öğretti.
Hayat bazen uzun olabilir ama uzun olması, dolu olduğu anlamına gelmez.
Bazı hayatlar vardır, okurken zorlanırsınız.
Sıkıcıdır, dağınıktır, sizi içine çekmez ama yine de bitirirsiniz.
Sırf yarım kalmasın diye.
Dedemin hayatı da benim için tam olarak buydu.
Uzun, yorucu ve yer yer anlamını yitirmiş bir hikâye.
…ve bugün, o hikâye bitti. Başımız sağ olsun.
