1986’daki Çernobil felaketinden sonra bölge uzun yıllar boyunca dünyanın en tehlikeli yerlerinden biri olarak kabul edildi ancak insanlığın felaket diye gördüğü bu alan, şaşırtıcı bir şekilde yeni bir yaşam formunun ortaya çıkışına sahne oldu. Araştırmacılar, reaktörün en karanlık köşelerinde ölümcül radyasyona doğru büyüyen siyah bir mantar keşfetti. Bu mantar, bilim dünyasının radyasyon ve yaşam arasındaki ilişkiye dair bildiği pek çok şeyi yeniden düşündürüyor.
Ukraynalı mikolog Nelli Zhdanova’nın 1990’ların sonunda yaptığı araştırmalar, mantarın yalnızca radyasyona dayanıklı olmadığını, aynı zamanda radyasyon kaynaklarına yöneldiğini gösterdi. Bitkilerin güneşi araması gibi, bu mantar da iyonize radyasyona doğru uzuyordu.
Bu davranış, “radiotropism” olarak adlandırıldı ve o dönemde büyük bir şaşkınlık yarattı çünkü yüksek radyasyon seviyeleri DNA’yı parçalayan, hücreleri öldüren ve canlılar için ölümcül sonuçlar yaratan bir güçtü. Buna rağmen bu mantar, sanki radyasyon onu çağırıyormuş gibi büyüyordu.
Mantarın koyu siyah rengi, melanin pigmentinin yoğunluğundan geliyor. Melanin, insanlarda UV ışınlarına karşı doğal bir koruma sağlarken, bu mantarlarda çok daha ileri bir görev üstleniyor olabilir.
Araştırmalar, melanin yüklü mantarların radyasyonu yalnızca soğurmadığını, aynı zamanda onu enerjiye dönüştürme ihtimali taşıdığını ortaya koydu. Bu olası mekanizmaya “radyo-sentez” deniyor. Henüz tamamen kanıtlanmış değil, ancak deneyler bu ihtimali giderek güçlendiriyor.
2018’de Çernobil’den alınan Cladosporium sphaerospermum türü, Uluslararası Uzay İstasyonu’na gönderildi.
Sonuç şaşırtıcıydı:
Kozmik ışınlara maruz kalan mantar, Dünya’daki örneklerden daha hızlı büyüdü.
Ayrıca mantardan oluşan ince bir tabakanın bile alttaki sensörlerde ölçülen radyasyonu azalttığı tespit edildi. Bu, mantarın sadece dayanıklı değil, aynı zamanda etkili bir biyolojik radyasyon kalkanı olabileceğini gösteriyor.
Ay ve Mars üslerini korumak için “yaşayan duvarlar” mümkün mü?
Uzay yolculuğunun en büyük sorunlarından biri, insanları korumanın çok zor olduğu galaktik kozmik radyasyon. Kurşundan bile geçen bu ışınları durdurmak için kullanılan ağır malzemeler uzaya taşınamayacak kadar masraflı.
İşte tam bu noktada, Çernobil’de keşfedilen mantar devreye giriyor.
NASA’daki araştırmacılar, Ay veya Mars’ta kurulacak yaşam alanlarının çevresine kendi kendine büyüyen, tamir olan, radyasyonu soğuran mantar duvarlar yapılabileceğini düşünüyor. Bu “myco-architecture” yaklaşımı, gelecekte astronotların yaşam alanlarını hafif, dayanıklı ve yenilenebilir bir kalkanla çevirmeyi mümkün kılabilir.
Çernobil’in terk edilmiş ve ölümcül reaktör koridorlarında bulunan bu siyah mantar, doğanın uyum sağlama gücünün şaşırtıcı bir örneği. Radyasyonu yok eden veya ondan korkan değil; tam tersine onunla büyüyen bir canlı…
Belki de insanlığın gelecekte uzaya açılmasını sağlayacak en önemli keşiflerden biri, yıllar önce dünyanın en karanlık yerinde sessizce büyüyen bu mantar olacak.
Kaynak: BBC Future (Alex Riley, 2025); Zhdanova et al., Mycological Research (2000); Dadachova & Casadevall, PLOS ONE (2007); Averesch et al., ISS Deneyi (2022); NASA Ames Research Center (2020); Sandia National Laboratories (2022).
