Çar. Nis 22nd, 2026

Paul Thomas Anderson’ın attığı kartvizit

One Battle After Another, filmleri heyecanla okumak isteyenlerin kafalarında büyük karışıklıklara yol açsa da muhtemelen 2020’lerin en iyi filmlerinden biri olarak anılacak. PTA’nın kariyerindeki en iyi film değil belki ama sinemasını tanımlayan film olabilir.

Paul Thomas Anderson, sinemada kendine ait bir başlığı hak eden nadir yönetmenlerden biri. Kaosu rahatlıkla istismar edebilmesi ya da bulanık ahlak anlayışının şekillendirdiği nesillere rahatlıkla sinematik neşterler vurabilmesi, onu kendi sanat dalında en özel yerlerden birine taşıyor. Son filminde tercih ettiği yol, muhtemelen onu Akademi ödüllerinin de zirvesine çıkartacak. En azından bugün itibariyle en iyi film, yönetmen, senaryo, yardımcı erkek oyuncu gibi dallarda rakipsiz görünüyor.

Kendi adıma konuşmam gerekirse, uzun süredir bu kadar tatmin edici bir sinema deneyimi yaşamadım sanırım. Benim için bir diğer “en büyük” olan Martin Scorsese’nin The Irishman’ından sonraki en büyük sinema olayı olduğunu dahi söyleyebilirim. Herkesin dilindeki kovalamaca sahnesi, muhtemelen sinemanın en kült sahnelerinden biri olarak anılacak.

Filmin hem sol hem de muhafazakar çevrelerden aldığı eleştirileri okumak ise gerçekten keyifli. “Fransız 75” ve “Noel Maceracıları Kulübü” iki kesimin de modern toplumdaki yerlerinin artık ne kadar anlamsız olduğu üzerine yazılabilecek lisans tezlerine isim babası olarak hizmet verebilir. Filmi bu yönden eleştirenler, belki de toplumdaki yerleriyle ilgili yüzlerine vurulan gerçeklerin etkisiyle hareket ediyordur. Kim bilir.

Sean Penn, sinemanın Meryl Streep sendromu dediğimiz “çok iyi oyuncu, sıradan kariyer” sorunundan muzdarip aktörlerinden biri. Bu filmi, rahatlıkla kariyerindeki sıradanlığa karşı bir argüman olarak kullanabilir. Muhtemel bir Akademi adaylığının yanı sıra, sinemaya da çok iyi bir karakter imzası bırakıyor. 50 yaşında olmasına rağmen 32 yaşında hissettiği beyanı veren Leonardo DiCaprio ise hiçbir zaman favori aktörlerimden biri olmadı ama filmografisine duyduğum saygı sebebiyle kendisine yönelik eleştirilerimi hep saklı tuttum. “Overacting” yapmadan da kusursuz bir performans verebildiğini zaten biliyorduk, birinin onu buna ikna etmesinin bu kadar uzun sürmemesi gerekiyordu sadece.

Günümüz Amerikan edebiyatının dört büyük yazarından biri olarak gösterilen Thomas Pynchon, yarattığı evrenlerin sinemaya Paul Thomas Anderson tarafından uyarlanmasıyla ilgili ne düşünüyor bilmiyoruz. Fazlasıyla memnun olduğuna, hatta hiçbir zaman ispatlayamayacak olsam da, PTA’ya bir şekilde yardım ettiğine eminim. One Battle After Another, Perfidia’nın akibetinin ne olduğunu bile önemsiz hale getiren, her konuda tatmin edici bir PTA filmiydi. Yeni bir filmini izlemek için birkaç yıl bekleyecek olmamız dışında üzüleceğimiz bir konu yok. Zira, sadece Amerikan sinemasının değil, bir sanat dalı olarak sinemanın en büyük yazar ve yönetmenlerinden biri olduğuna, bu filmden sonra kimsenin itirazı olabileceğini sanmıyorum.

Related Post

Bir Cevap Yazın

Fika sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin