Phoebe Waller-Bridge’in yazıp başrolünü üstlendiği “Fleabag”, ilk kez 10 yıl önce BBC Three’de izleyiciyle buluştu. Karanlık komedi türündeki dizi, kısa sürede kült yapımlar arasına girerken, televizyon dünyasında kadın hikâyelerinin anlatım biçiminden karakter tasvirlerine kadar birçok alanda kalıcı etkiler bıraktı.
İlk bölümü yayımlandığında cesur anlatımı ve sıra dışı mizahıyla dikkat çeken “Fleabag”, Phoebe Waller-Bridge’in 2012’de Londra Hikâye Anlatıcılığı Festivali için hazırladığı kısa bir skeçten doğdu. Daha sonra Edinburgh Fringe Festivali’nde tek kişilik tiyatro oyununa dönüşen yapım, televizyona uyarlandıktan sonra iki sezon boyunca yayımlandı ve uluslararası izleyiciye Prime Video üzerinden ulaştı.
BAFTA, Emmy ve Altın Küre dahil çok sayıda ödül kazanan dizi, bugün birçok eleştirmen tarafından televizyon tarihinin en başarılı yapımları arasında gösteriliyor.
Kadın yaratıcıların önünü açtı
Eleştirmenlere göre “Fleabag”, özellikle televizyon sektöründe kadın senarist ve yapımcıların daha fazla alan bulmasına önemli katkı sağladı.
Lena Dunham’ın “Girls” dizisinin ardından gelen yapım, kadınların deneyimlerini merkezine alan hikâyelerin hem eleştirel hem de ticari başarı yakalayabileceğini gösterdi.
İngiltere’de Michaela Coel’in “I May Destroy You”, Aisling Bea’nın “This Way Up”, Nicola Coughlan’ın rol aldığı “Big Mood” ve Candice Carty-Williams’ın “Queenie” gibi kadın yaratıcıların imzasını taşıyan yapımların yükselişinde “Fleabag”in etkisinin bulunduğu değerlendiriliyor.
Yapım ayrıca yönetmen Emerald Fennell’in kariyerinde de önemli rol oynadı. Waller-Bridge, “Killing Eve” dizisinin ikinci sezonunda proje liderliğini Fennell’e devrederek onun daha geniş kitleler tarafından tanınmasına katkı sağladı.
“Dağınık kadın” karakterini popülerleştirdi
Dizinin en dikkat çeken yönlerinden biri de kusurlarıyla öne çıkan kadın karakter anlayışını ana akım televizyona taşıması oldu.
Annesini ve en yakın arkadaşını kaybetmenin travmasını yaşayan, alkol ve kısa süreli ilişkilerle hayatındaki boşluğu doldurmaya çalışan baş karakter, o döneme kadar televizyon dizilerinde nadiren görülen ölçüde kırılgan ve kusurlu bir profil çizdi.
Bu yaklaşım sonraki yıllarda birçok yapımı etkilerken, “dağınık kadın” (messy woman) olarak tanımlanan karakter tipinin televizyonun yeni klişelerinden biri haline geldiği yönünde eleştiriler de yapıldı.
Bazı eleştirmenler, başlangıçta gerçekçi ve özgün görülen bu karakter modelinin zamanla fazla tekrarlandığını ve kadın deneyimini tek bir kalıba indirgediğini savunuyor. “Everything I Know About Love”, “Feel Good” ve “I Hate Suzie” gibi diziler de bu eğilimin örnekleri arasında gösteriliyor.
Buna karşın televizyon sektörü uzmanları, “Fleabag”in etkisinin yalnızca “dağınık kadın” karakterinden ibaret olmadığını vurguluyor. Onlara göre dizi, kimlik arayışı yaşayan, duygusal açıdan karmaşık ve gerçekçi kadın karakterlerin televizyon ekranında daha görünür olmasının önünü açarak sektörde önemli bir dönüşüm başlattı.
Travmayı hikâyenin merkezine taşıdı
Eleştirmenler, “Fleabag”i son yıllarda televizyon yapımlarında yaygınlaşan “travma anlatısı”nın (trauma plot) öncülerinden biri olarak görüyor. Bu yaklaşımda karakterlerin davranışları ve kişisel sorunları, geçmişte yaşadıkları travmalar üzerinden açıklanıyor.
Ancak bu anlatım biçimi farklı görüşleri de beraberinde getirdi. Bazı eleştirmenler, karakterlerin yalnızca yaşadıkları travmalarla tanımlanmasının onları daha derinlikli hale getirmek yerine tek boyutlu kişiliklere dönüştürdüğünü savunuyor.
Senarist Amelia O’Loughlin ise travmanın karakter gelişiminin doğal bir parçası olduğunu belirterek, günümüz dizilerinde kusurlu karakterlerin yalnızca dağınık yaşamlarıyla değil, bu davranışların arkasındaki nedenlerle de ele alınmasının televizyon anlatısında doğal bir evrim olduğunu ifade ediyor.
Dördüncü duvarı yıkma tekniğini yaygınlaştırdı
“Fleabag”in en ayırt edici özelliklerinden biri de baş karakterin sık sık doğrudan kameraya dönerek izleyiciyle konuşması, düşüncelerini ve duygularını paylaşmasıydı. “Dördüncü duvarı yıkma” olarak bilinen bu teknik, dizinin ardından birçok yapımda kullanılmaya başlandı.
Son dönemde Rachel Weisz’in rol aldığı Netflix dizisi “Vladimir” gibi yapımlar bu anlatım biçiminden yararlanırken, her örnek aynı ölçüde olumlu karşılanmadı.
Örneğin Jane Austen’ın “Persuasion” romanının 2022 tarihli Netflix uyarlaması, başrol karakterinin izleyiciye doğrudan hitap etmesi nedeniyle “Fleabag”i taklit etmekle eleştirildi.
O’Loughlin, bugün televizyon yöneticilerinin yeni projelerde senaristlere geri dönüş sahneleri ve dördüncü duvar tekniğini mümkün olduğunca sınırlı kullanmalarını tavsiye ettiğini söylüyor.
Buna karşın uzmanlara göre “Fleabag”de bu yöntemin başarılı olmasının önemli nedenlerinden biri, yapımın ilk olarak tek kişilik tiyatro oyunu olarak yazılmış olması. İzleyiciyle doğrudan iletişim kurma geleneğinin tiyatrodan geldiğine dikkat çekiliyor.
Kimin hikâyesi anlatılıyor?
Dizi aynı zamanda kadın hikâyelerini kimin anlatabileceğine ilişkin tartışmaları da yeniden gündeme taşıdı.
Bazı eleştirmenler, “Fleabag”in büyük başarısını teslim etmekle birlikte hikâyenin ağırlıklı olarak ayrıcalıklı ve üst sınıfa mensup beyaz bir kadının deneyimlerini anlattığını, bunun kadın deneyimini bütünüyle temsil etmediğini savundu.
Bu görüşe göre dizi, ekonomik ve sosyal güvencelere sahip kadınların yaşadığı kişisel krizleri görünür kılarken, benzer sorunlarla mücadele eden ancak aynı imkânlara sahip olmayan kadınların hikâyeleri ekranlarda yeterince yer bulamadı.
Senarist Amelia O’Loughlin da “Fleabag”in ardından benzer sosyoekonomik arka plana sahip kadın karakterlerin öne çıktığını, ancak farklı sınıfsal deneyimlerin daha fazla işlenmesi gerektiğini düşünüyor.
Buna karşılık medya analistleri, Phoebe Waller-Bridge’in de daha önce dile getirdiği gibi diziyi yalnızca sınıfsal kimliği üzerinden değerlendirmenin yapımın evrensel yönünü gölgede bırakabileceğini belirtiyor. Waller-Bridge, önemli olanın insanların hangi geçmişten geldikleri değil, hikâyelerini anlatabilmeleri için fırsat bulmaları olduğunu savunuyor.
Kalıcı bir dönüm noktası
Aradan geçen 10 yılda İngiltere’de farklı toplumsal kesimlerden kadınların hikâyelerini anlatan “Alma’s Not Normal”, “Such Brave Girls” ve “In My Skin” gibi yapımların öne çıkması, sektörde temsil çeşitliliğinin arttığına işaret ediyor.
Buna rağmen sektör temsilcileri bugün yeni bir “Fleabag” aramadıklarını belirtiyor. Yapımın televizyon tarihinde kendine özgü bir döneme damga vurduğu, ancak yayıncıların artık aynı formülü tekrar etmek yerine yeni anlatım biçimleri geliştirmeye odaklandığı ifade ediliyor.
Eleştirmenlere göre “Fleabag”, hem kendi döneminin ürünü hem de modern televizyonun anlatım dilini değiştiren en önemli yapımlardan biri olarak etkisini sürdürmeye devam ediyor.
