Bir kadının ölümünden onlarca yıl sonra hâlâ bedeni üzerinden konuşuluyor olması bize Marilyn Monroe hakkında mı, yoksa toplum hakkında mı daha çok şey söylüyor?
Doğumunun 100. yılı yaklaşırken Marilyn Monroe yeniden gündemde. Yüzü, saçları, dudakları, kıvrımları ve gülüşü bir kez daha “ideal kadın” başlığı altında tartışılıyor; fakat belki de artık sorulması gereken soru farklı: Neden bir kadını anlamaya çalışırken hâlâ önce bedenine bakıyoruz?
Marilyn Monroe, Hollywood’un yarattığı en güçlü mitlerden biriydi. Norma Jeane Mortenson adıyla doğan genç bir kadın, stüdyolar tarafından platin sarı saçları, kırmızı ruju ve kusursuz kıvrımlarıyla yeniden tasarlandı. Dünyaya yalnızca bir oyuncu değil, tüketilebilir bir kadın imajı sunuldu.
Bu imaj o kadar başarılı oldu ki üzerinden yüz yıl geçmesine rağmen etkisini sürdürüyor.
Erkek bakışının en başarılı projesi
Feminist film kuramcısı Laura Mulvey’in ortaya koyduğu “male gaze” yani erkek bakışı kavramı, Marilyn Monroe’yu anlamak için güçlü bir anahtar sunuyor. Kamera onu çoğu zaman hikâyenin öznesi olarak değil, izleyicinin arzusunu besleyen bir nesne olarak konumlandırdı.
Beyaz elbisesinin havalandığı sahne sinema tarihinin en ikonik anlarından biri olarak anılıyor. Oysa aynı sahne, yıllardır bir kadının bedeninin nasıl kamusal bir gösteriye dönüştürüldüğünün de sembolü.
Monroe’nun zekâsı, oyunculuk eğitimi, kitap tutkusu, kendi yapım şirketini kurma mücadelesi ve daha fazla söz sahibi olma çabası ise çoğu zaman bu görüntünün gölgesinde kaldı.
İdeal kadın diye bir şey var mı?
Bugün sosyal medya algoritmaları yeni Marilyn Monroe’lar üretmeye devam ediyor. Filtreler, estetik operasyonlar ve “kusursuz görünme” baskısı, kadınları sürekli ulaşılması gereken tek bir beden ve yüz kalıbına yaklaştırmaya çalışıyor.
İronik olan ise Marilyn Monroe’nun yaşadığı dönemde de bedeninin sürekli eleştirilmiş olması. Fazla kilolu bulunduğu zamanlar oldu, fazla açık giyindiği söylendi, yeterince ciddi olmadığı iddia edildi.
Yani toplumun beklentilerini tam olarak karşılayan bir kadın hiçbir zaman var olmadı.
Bir ikonun yeniden okunması
Son yıllarda feminist tarihçiler ve kültür araştırmacıları Marilyn Monroe’yu yeniden değerlendiriyor. Onu yalnızca obje olarak değil, çocukluk travmalarıyla mücadele eden, erkek egemen Hollywood sisteminde kendi kariyerini kontrol etmeye çalışan, eşit ücret ve yaratıcı özgürlük için mücadele eden bir emekçi olarak görüyorlar.
Bu bakış açısı, Monroe’nun hikâyesini de değiştiriyor.
Artık soru “Neden hâlâ ideal kadın?” değil.
Asıl soru, neden hâlâ kadınları tek bir ideale sığdırmaya çalıştığımız.
Marilyn Monroe’nun mirası belki de kusursuz bir beden değil; toplumun kadınlardan beklediği rollerin ne kadar kırılgan ve yapay olduğunu göstermesi. Bir yüzyıl sonra bile onun yüzüne bakıp güzellik konuşuyorsak, belki de değiştirmemiz gereken Marilyn değil, ona bakma biçimimiz.
