Per. Haz 4th, 2026

Mehmet Burak

The Beatles ortaya çıktığında yalnızca bir müzik grubu olmadı. Sadece müzik tarzlarıyla değil, grup üyelerinin duruşları, tarzları ve hayata bakışlarıyla da bir fenomene dönüştüler. Grup üyelerinin isimlerini bilmeyen var mıydı? Paul McCartney’nin ya da John Lennon’ın yazdığı bir şarkıyı dinlememiş olan bir mağara adamı dışında. Her biri kendine özgü nitelikleriyle çağlarına damga vurdu. Bir akım yarattılar ve o akımın peşinden gelenlerle birlikte büyüdüler. Sonradan gelenler ne onlara rakip oldu ne de onları küçülttü. Aksine, The Beatles efsanesi büyüdükçe büyüdü.

Benzer bir durum, benzer yıllarda Türkiye’de de yaşandı. Bu kez Erkin Koray ve peşinden gelenler vardı. Anadolu psychedelic rock bir kez kendi tarzında var olduktan sonra Cem Karaca, Barış Manço, Moğollar ve Kurtalan Ekspres gibi isimlerle daha da büyüdü. Ustaların yarattığı müzik öylesine etkileyici ve kendine özgüydü ki yalnızca kendi dönemlerinde ilgi görmekle kalmadı, internet çağında yeniden keşfedildi ve yeni kuşaklarla buluştu.

The Rolling Stones’un efsanesi, Mick Jagger’ın “Paint It Black” için yaptığı Türk müziği etkisine dair açıklamalardan ve grubun Türk müziğine hâkim isimlerle çalışmış olmasından söz edilebilir. Bunun günümüz ahlak anlayışı içinde nasıl değerlendirileceği ayrı bir tartışma konusu. O dönemde ise kültürler arası ilham alışverişi son derece yaygındı. Üzerinde durmak istediğim nokta, bu özgün üretimin niteliği ve uluslararası ölçekte ilham kaynağı olabilmesidir. Barış Manço’nun Avrupa döneminde yayımladığı çalışmalar da bu açıdan önemli bir yerde duruyor. Ancak bu yazının konusu ne Anadolu rock ne de The Beatles ve Rolling Stones.

Yaklaşık bir yıl önce bir yarışma sonucunda Manifest adlı grup kuruldu. İlk zamanlarda birkaç şarkılarını dinleyip “Eh, fena değil” dediğimi hatırlıyorum. O sırada hastaneye gidip gelirken sık sık radyo dinliyordum. Şarkılarının radyoda daha fazla yer aldığını fark ettikçe merakım arttı ve albümlerini dinledim. Pop müziğin uzun süredir yaratıcılık açısından kısırlaştığı bir dönemde albümü oldukça başarılı bulmuştum.

Grup üyelerinin sayısı başta bana biraz fazla gelmişti. Hatta hepsinin ismini nasıl aklımda tutacağımı düşündüğümü bile hatırlıyorum. Sonrasında vloglarını ve videolarını izleme fırsatı buldum. Grup üyelerinin her biri kendine özgüydü. Daha da önemlisi, birbirlerini tolere ediyor, birbirlerine saygı duyuyorlardı. Bu durum, kişisel özelliklerini daha rahat ortaya koyabilmelerine katkı sağlıyordu. Sosyal medyayı etkili kullanıyor, kendilerini doğru ifade ediyorlardı. İyi eğitim aldıkları ve güçlü aile ortamlarında yetiştikleri de ilk bakışta hissediliyordu.

Vedat Milor son kitabında sosyal medya kullanımının da müzik ya da edebiyat yeteneği gibi bir tür iletişim becerisi, hatta bir yetenek olduğunu söylüyor. Daha önce üzerinde pek durmadığım bu düşünceyi okurken oldukça çarpıcı bulmuştum. İçinde yaşadığımız çağda, ana akımın desteğini almadan tanınmanın, popüler olmanın ve yeni akımlar yaratmanın daha özgün bir yolu var mı?

Manifest’in üyeleri de tam olarak bunu yaptı. İçlerinden geldiği gibi videolar yayımladılar, TikTok’ta akımlar yarattılar ve sosyal medyayı son derece etkin kullandılar. Altı eğitimli, zeki ve yetenekli genç kadının ürettiği iş de belirli bir kalite seviyesinin üzerindeyse, başarılı olmamaları mümkün müydü?

Yalnızca başarılı olmakla kalmadılar. Türk pop müziğinin en durgun dönemlerinden birinde yeni bir nefes oldular ve bir akım yarattılar. Bunu söylemek için belki henüz erken. Yine de bugün yeni kurulan kız grupları, erkek grupları ve yarışma programları bize önemli bir şey anlatıyor. Dans ederken şarkı söyleyen yeni nesil pop gruplarının sayısı artıyor.

Belki yıllar sonra bu döneme dönüp baktığımızda aynı ifadeyi kullanacağız:

Manifest ve peşinden gelenler.

Mehmet Burak
1 Haziran 2026

Editör adlı kullanıcının avatarı

By Editör

Related Post

Bir Cevap Yazın

Fika sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin