Britanya’nın alçaltılmış statüsünün nadir ve açık görüşlü bir analizini yapmamız istendiğinde o kadar fazla konudan bahsetmemiz gerekiyor ki aldığım notları bir araya getirebilmek, notları alabilmek için günlerce hazırlık yapmaktan daha zor.
RUSI, IISS ve Chatham House ve onların besleyici okulu Kings’ Department of War Studies’ın ürünleri olan İngiliz güvenlik sınıfının bürokratlarının içinde bulunduğu tuhaf durumu çözebilirsek belki de başlıkta sorduğum soruya sağlıklı bir yanıt verebiliriz. Ya da Başbakan’ın yavaş ölümüne dair rasyonel açıklamalar yapabilirsek.
Başbakan Sir Keir Starmer, Yeşillerin Hackney, Haringey, Southwark, Lambeth ve Londra’nın iç kesimlerinde elde ettiği ilerlemeler İşçi Partisi için ne anlama geldiğini -sanırım- oldukça fark edebildi. Artık genç, idealist, Avrupa yanlısı, milyarder karşıtı, ekşi mayalı ekmek yapan seçmenler kendilerini İşçi Partisi’ne ait hissetmiyor. Bunun da pek çok sebebi var.
Epstein belgelerinin gerçekte bir Başkan’ı indirmesi gereken yer ABD’ydi. Ancak beceriksiz başbakanımız bu yarışı önde bitirmek üzere. Washington’a büyükelçi olarak atanan Lord Mandelson ile ilgili komite soruşturmaları sürüyor. İfadeler alınırken ki bunlar arasında gerçekten üst düzey görevliler de var, Mandelson’ı atamanın ‘artılarını ve eksilerini’ gördüğünü mütevazı bir şekilde iddia edenleri gördüğümde Britanya’nın içinde bulunmuş olduğu çukurun ne kadar derin olduğunu tahayyül bile edemedim. Eksisi, Mandelson’ın bir pedofille yakın arkadaş olmasıydı; artısı ise ABD başkanının da öyle olabileceğiydi. Epstein ifşalarının ruhlarına saplanan birer bıçak olduğunu öne süren bu zavallılar, çukurun derinliklerine doğru yola çıkmadan önce yanlarına bir başbakan ve ülke aldıklarının bile farkında değillerdi muhtemelen.
Ancak yine de Keir Starmer’ın Boris Johnson’a tam olarak aynı şeyi, aynı mekanizmayı ve aynı amaçlanan sonucu kullanarak yapmaya çalıştığı durumdan tamamen farklı olduğunu anlatmaya çalışmak kadar aşağılandığımı pek hatırlamıyorum. ‘Aşağılanmanın’ aynı zamanda alışılan bir şey olduğunu da yine burada öğreniyorum çünkü Tory milletvekilerinin bu kadar haklı olabileceğini düşünmek de benzer bir his uyandırıyor.
İngiltere Güvenlik Soruşturması’nın (UKSV) şerhlerine rağmen Peter Mandelson’ın İngiltere’nin Washington Büyükelçisi olarak atanmasının nasıl gerçekleştiği konusunda Whitehall’ın (İngiltere hükümeti) halen ikna edici bir açıklaması yok. Bunun yerine ne kadar erdemli olduklarına dair ucu açık cümleler kurmaya ve hiçbir işe yaramayan görevden alma eylemlerine devam ediyorlar. İngiliz devletinin nasıl işlediğine dair güven vermek şöyle dursun, belki de artık asla gerçekleşmeyecek olan bir devlet ütopyası olarak her geçen gün bizden uzaklaşıyor.
Starmer eski bir kamu savcısı olarak Mandelson’ın Jeffrey Epstein ile olan kötü şöhretli dostluğunun yanı sıra Global Counsel danışmanlık firması aracılığıyla Çin ve Rusya ile iş bağlantıları olduğuna dair bilgilerden haberdar edildiği de ortaya çıkmıştı. Kasım 2024’te kabine sekreteri olan Simon Case, Başbakanı, Washington büyükelçiliği görevine siyasi bir atama yapmayı düşünüyorsa, Dışişleri Bakanlığı’nın “seçiminizi onaylamadan önce bilmeniz gereken” herhangi bir sorunu ortaya çıkaracak bir inceleme planı geliştireceği konusunda açıkça uyarmıştı. Case’in tavsiyesi, Starmer’ın hâlâ açıklamadığı nedenlerle göz ardı edildi.
Geçtiğimiz hafta Financial Times’da okuduğum bir yazı şöyle bitiyordu; “Tarihçi Greg Rosen, Mandelson’ın 1997’de Tony Blair’in ezici İşçi Partisi zaferine önemli bir katkı sağladığını belirtiyor: Ancak tarih, ona İşçi Partisi’nin 2024’teki ezici zaferini baltalamada daha da büyük bir rol atfedebilir.”
Muhalefetteyken, güven ve şeffaflık İşçi Partisi’nin temel prensipleriydi. Ancak Starmer’ın etik duyarlılığının körelmesi, modern İngiliz tarihinin trajedilerinden ve gizemlerinden biri olarak tarihe ve hafızalarımızda yer ediniyor. Belki de Britanya için perdeler kapanırken sadece sahnedekileri izlemekle yetiniyoruz.
Finansal veriler korkutucu olmaya başlıyor
Deloitte 2027 yılının ortasına kadar 250 bin İngiliz işçinin işini kaybedeceğini ve işsizlik oranının yüzde 5,8’e yükseleceğini öngördü. Ülke bir kez daha resesyon riskiyle karşı karşıya. Keir Starmer ve Kemi Badenoch’un aksini iddia etmelerine rağmen ekonomik sorunlar İran Savaşı’ndan çok daha öncesinde dayanıyor.
Britanya emsallerine göre çok geride kaldı; 2008 Büyük Mali Krizinden sonraki 15 yılda reel ücretlerde sıfır büyüme görüldü, verimlilik ise on yıldan fazla bir süredir durgun seyrediyor. Hemen hemen her kamu hizmeti, kronik yetersiz yatırımın mirası altında gözle görülür şekilde zorlanıyor.
Starmer’ın yerine geçmesi muhtemel Andy Burnham, Britanya’nın içinde bulunduğu çıkmazla ilgili kendi teşhisini “dört atlı” olarak belirtti; sanayisizleşme, özelleştirme, kemer sıkma politikaları ve Brexit. İlk ikisi, odanın karşısına geçen filin gölgelerinden ibaret. Sonuncusu ise ardında bıraktığı hasara verilen yanlış tepkiler zinciri. Söz konusu gri dev ise finans sektörü.
“Finansallaşma” yani finans sektörünün büyümesinin ve finansal varlık birikiminin boyutu ülkenin sorunlarının temel nedeni olmaya devam ediyor. Aşırı finansallaşma kurumsal kârlar ile verimli yatırım arasındaki bağı kopardı, varlık fiyatlarını ve yaşam maliyetlerini şişirdi ve imalat sektörünü ve araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) yatırımlarını zayıflattı; böylece ekonomiyi krizin ardından gelen politika felaketlerine karşı yapısal olarak savunmasız bıraktı. Tüm bunların üzerine jeopolitik risklerin uluslararası ticarete vurduğu darbeler de eklenince yerli bir imalat tabanının eksikliğinin kırılganlığını tamamen ortaya çıktı.
Ulusal İstatistik Ofisi’nden elde edilen veriler, Mart 2008 ile Haziran 2023 arasında Britanya’da reel ortalama haftalık kazançlarda sıfır büyüme olduğunu ortaya koyuyor. Buna karşılık, Fransa ve Almanya’da aynı dönemde kümülatif reel ücret artışı yüzde 10 veya daha fazla oldu.
Bunun dışında 1989 yılının başından beri özel yatırımlar dramatik bir şekilde azaldı. Gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) bir payı olarak, özel sabit sermaye oluşumu ve net yatırım sırasıyla yüzde 30 ve yüzde 76 oranında düştü. Bunlar olağanüstü rakamlar. Daha dar bir ölçüt olan işletme yatırımı (finansal kuruluşların, kâr amacı gütmeyen kuruluşların ve konut yatırımlarının hariç tutulduğu) ise 2000 yılının ortalarındaki zirve noktasından bu yana GSYİH’nin bir payı olarak yüzde 51 oranında azaldı.
Aynı zamanda, ortalama reel ücretler en azından Viktorya döneminden bu yana en uzun süreli düşüşünü yaşadı. On yıllarca süren finansallaşma ile zaten zayıflamış olan bozuk kâr-yatırım ilişkisi, kasıtlı politika seçimleriyle daha da baltalandı.
2010’lu yılların başında başlayan toparlanma Brexit tarafından 2016 yılının ortalarında durduruldu. Bazı tahminlere göre, Brexit, 2016’dan bu yana biriken toplam büyüme açığının yaklaşık üçte birini oluşturuyor ve yatırım kanalı bunun en büyük tek bileşenini oluşturuyor. Reel ücretler ancak pandemi sırasında, işgücü kıtlığı ve işe alımlardaki dalgalanma uzun vadeli trendi yeniden sağladığında toparlandı.
Bu rakamlar Britanya için bir felaket anlamına geliyor.
