Cts. Nis 25th, 2026

Rus kültüründe Türk mitolojisinin izleri: Bozkırın ortak ruhu

Burhan Uçaner

Bazen eski masalları dinlerken ya da bir folklor kitabını karıştırırken insanın aklına takılır: Rusların derin ormanlarında yaşayan Baba Yaga ile Türk halk masallarındaki Albastı ya da Alkarısı arasında bu kadar çarpıcı benzerlik nasıl olabilir? İkisi de yaşlı, korkutucu, orman ya da dağlarda yaşayan, abartılı fiziksel özelliklere sahip kadın figürleri. Biri çocukları kaçırıp fırında pişiriyor, diğeri hamileleri ve yeni doğanları tehdit ediyor. Bu tesadüf değil. Bozkırın geniş ufuklarında binlerce yıldır iç içe geçmiş iki kültürün ortak nefesi bu.

Rus mitolojisi, temelde Doğu Slav paganizmi üzerine kurulu. Hristiyanlık 988’de Kiev Rus’una resmi din olsa da, halk inanışlarında eski tanrılar ve ruhlar hiç kaybolmadı. Türk mitolojisi ise Tengricilik ve şamanizmle şekillendi: Gök Tanrı Tengri merkezde, doğa ruhları (iye) her yerde, atalar kültü ve totem hayvanlar güçlü. İki gelenek de bozkır coğrafyasının çocuğu. Hem Ruslar hem Türkler, aynı sert iklimde, aynı geniş steplerde yaşamış; Altın Orda dönemi (13.-15. yüzyıl) ise bu etkileşimi doruğa çıkarmış.

Evren tasavvurları neredeyse kardeş gibi. Türklerde üç katmanlı dünya: Üstte gök (Tengri’nin hâkimiyeti), ortada insan alemi, altta Erlik Han’ın yeraltı krallığı. Bunları Dünya Ağacı (Ağaç Ana) birbirine bağlıyor; şamanlar bu ağaç üzerinden ruhsal yolculuk yapıyor. Slavlarda da aynı yapı var: Prav (göksel düzen), Yav (görünen dünya) ve Nav (ölüler alemi). Dünya Ağacı burada genellikle kutsal meşe olarak tasvir ediliyor. Perun’un kartal gibi zirvede oturduğu, Veles’in yılan gibi köklerde kıvrandığı bir meşe… Tengri ile Erlik’in karşıtlığı, Perun ile Veles’in ebedi mücadelesini andırıyor. Perun gök gürültüsü ve yıldırım tanrısı, düzeni koruyor; Veles yeraltı, bereket ve büyüyle ilgili, kaosu temsil ediyor. Tıpkı Tengri’nin göksel adaleti ile Erlik’in yeraltı karanlığı gibi.

Hayvan motifleri de ortak. Türk mitolojisinde Bozkurt (Kökbörü) en güçlü totem. Ergenekon efsanesinde dişi kurt Asena, Türklerin atası sayılıyor; kurt cesaretin, özgürlüğün, liderliğin sembolü. Rus folklorunda kurt o kadar kutsal değil ama önemli bir figür: Hem tehlikeli hem rehber, bazen masallarda bilge hayvan olarak çıkıyor. At da her iki kültürde bereketin ve ölümün ikili sembolü.

Kadın tanrıçalarda da paralellikler çarpıcı. Türklerde Umay Ana, doğurganlık ve koruyucu anne tanrıça. Slavlarda Mokosh ya da Lada, toprak ve bereketle ilgili. Kötü ruhlarda ise Baba Yaga ile Albastı’nın akrabalığı adeta kan bağı gibi. İkisi de ormanın derinliklerinde yaşayan, korkutucu ama bazen yardımcı olabilen yaşlı kadınlar. Baba Yaga’nın tavuk bacaklı kulübesi, kemiklerden çiti… Albastı’nın dağlardaki mağarası, uzun tırnakları… Her ikisi de sınama aracı: Kahramanlar onlara saygı gösterirse yardım alıyor, saygısızlık ederse cezalandırılıyor.

En derin etkileşim ise Altın Orda döneminde yaşandı. Mongol-Tatar hakimiyeti Rus prensliklerini iki buçuk yüzyıl boyunca şekillendirdi. İdari sistem, vergi toplama, posta teşkilatı (yam) büyük ölçüde Türk-Tatar modelinden alındı. Sarayda Tatarca konuşmak, Tatar soylu ailelerle evlilikler moda oldu. Folklor ve masallarda da sentez izleri var: Rus byliny (kahramanlık destanları) ile Türk Oğuz Kağan ya da Dede Korkut hikâyeleri arasında yapısal benzerlikler göze çarpıyor. Bazı kelimeler hâlâ yaşıyor: “tamozhnya” (gümrük), “davai” gibi ifadeler Türk kökenli. Despotik yönetim anlayışının bir kısmı da bu dönemden miras tartışılıyor – tabii ki tartışmalı bir konu çünkü Ruslar kendi geleneklerini de korudu.

Hristiyanlık pagan unsurları bastırsa da, Rus köylerinde hâlâ doğa ruhlarına inanış, ateş kültü ve şamanik kalıntılar sürüyor. Modern Rodnovery (Slav neopaganizmi) hareketlerinde şamanik ritüeller, Türk Tengriciliğinin yeniden canlanmasıyla paralellik gösteriyor. Bugün bile Rus edebiyatında, sinemasında ya da halk şarkılarında bozkırın o eski nefesini hissetmek mümkün.

Sonuçta Rus ve Türk mitolojileri birbirinden tamamen ayrı iki ada değil; aynı büyük bozkır denizinin iki kıyısı. Gök tanrısı, dünya ağacı, ikili karşıtlıklar, şamanik yolculuklar ve kurt gibi totemler… Hepsi binlerce yıllık ortak mirasın parçaları. Altın Orda gibi tarihsel dönemler bu mirası daha da derinleştirdi. Bugün biri Ortodoks kiliselerinde, diğeri camilerde yaşasa da, eski masallar hâlâ fısıldıyor: “Biz aynı rüzgârın eseriyiz.”

Related Post

Bir Cevap Yazın

Fika sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin