İtalya’nın Sicilya adasında yer alan küçük bir kasaba, bugün hem büyük bir felaketin izlerini hem de sanatın dönüştürücü gücünü birlikte taşıyor: Gibellina. Bir zamanlar sıradan bir yerleşimken, 1968’de yaşanan depremle neredeyse tamamen yok oldu ancak bu hikâye, yalnızca bir yıkım hikâyesi olarak kalmadı.
1968 yılında Belice Vadisi’ni vuran deprem, 21 kasabayı etkiledi. Yaklaşık 300 kişi hayatını kaybetti, binlerce kişi yaralandı ve 100 bine yakın insan evsiz kaldı. En ağır darbeyi alan yerlerden biri Gibellina’ydı; kasaba saniyeler içinde yerle bir oldu.
Depremin ardından bölge halkı uzun süre yalnız bırakıldığını düşündü. Devletin ilk çözümlerinden biri, insanlara başka ülkelere gitmeleri için tek yön bilet sunmaktı ancak Gibellina’nın kaderi, dönemin belediye başkanı Ludovico Corrao’nun kararıyla değişti. Kasaba, eski yerinden yaklaşık yarım saat uzaklıkta yeniden kuruldu.
Yeni Gibellina yalnızca bir yerleşim alanı olarak değil, aynı zamanda bir sanat projesi olarak tasarlandı. Dönemin önemli sanatçıları ve mimarları buraya davet edildi fakat asıl çarpıcı dönüşüm, eski kasabanın üzerine inşa edilen devasa bir eserle gerçekleşti.

Sanatçı Alberto Burri, yıkılmış Gibellina’nın üzerine tonlarca beton dökerek “Grande Cretto” adlı eseri yarattı. Bu yapı, eski kasabanın sokak planını takip ediyor. Beton bloklar eski binaları temsil ederken, aralarındaki boşluklar bir zamanlar insanların yürüdüğü sokakları hatırlatıyor.
Ortaya çıkan manzara, adeta modern bir Pompei hissi yaratıyor. Pompei nasıl volkanik kül altında donup kaldıysa, Gibellina da beton altında zamana sabitlenmiş durumda ancak burada amaç yok etmek değil; hatırlamayı kalıcı kılmak.
Bugün Gibellina yalnızca bir anı mekânı değil, aynı zamanda çağdaş sanatın önemli merkezlerinden biri. 2026 yılı itibarıyla İtalya’nın ilk “Çağdaş Sanat Başkenti” ilan edilen kasaba, sergiler ve kültürel etkinliklerle yeniden hayat buluyor.
Yine de bu dönüşüm kusursuz değil. Yeni şehir, geniş yolları ve modern mimarisiyle uzun süre yerel halk için yabancı bir yer olarak kaldı. Nüfus azaldı, ekonomik sorunlar devam etti. Buna rağmen Gibellina, bir felaketin ardından yeniden ayağa kalkmanın farklı bir yolunu gösteriyor.

Burada beton yalnızca yıkımı örtmüyor; aynı zamanda bir hafıza yüzeyine dönüşüyor. Kaybolan bir kasabanın izleri, sanat aracılığıyla yeniden görünür hale geliyor.
Gibellina’nın hikâyesi şu soruyu gündeme getiriyor:
Bir şehir yok olduğunda, onu yeniden inşa etmek yeterli mi?
Yoksa onu hatırlamanın bir yolunu bulmak mı daha önemli?
