Dijital çağın hızla ilerlediği bir dünyada medya, görünürde daha kapsayıcı ve erişilebilir hale geliyor ancak perde arkasında tablo çok daha karmaşık. Kadınlar için medya hâlâ eşit bir alan değil; aksine, eski kalıpların yeni araçlarla yeniden üretildiği bir mücadele sahası.
Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi’nin (EESC) 4 Mart’ta düzenlediği “Medyada Kadınlar: Destekleyici ve Engelleyici Faktörler” başlıklı konferans, bu gerçeği bir kez daha ortaya koydu. Uluslararası Kadınlar Günü kapsamında gerçekleşen toplantı, kadın gazetecilerin karşılaştığı yapısal engelleri, artan tehditleri ve dijital şiddeti odağına aldı.
Görünürlük var, güç yok
Bugün kadınlar, küresel gazetecilik sektörünün yüzde 40’ından fazlasını oluşturuyor ancak karar alma mekanizmalarına gelindiğinde bu oran dramatik biçimde düşüyor. Üst düzey editoryal pozisyonların yalnızca yaklaşık dörtte biri kadınlara ait.
Bu tablo, sadece bireysel kariyerleri değil, medyanın kendisini de şekillendiriyor. Hangi hikâyelerin anlatıldığı, hangi seslerin duyulduğu ve hangi gerçeklerin görünür olduğu; büyük ölçüde bu güç dengesine bağlı.
EESC Eşitlik Grubu Başkanı Christa Schweng’in sözleri bu durumu net biçimde özetliyor:
Medya alanındaki eşitsizlik yalnızca bir adalet meselesi değil; demokrasi, güvenlik ve toplumsal bütünlük meselesi.
Kadın gazetecilere yönelik tehditler
Kadın gazeteciler yalnızca mesleki zorluklarla değil, doğrudan hedef alınan baskılarla da karşı karşıya. Belaruslu gazeteci Hanna Liubakova’nın anlattıkları bu baskının sınır tanımadığını gösteriyor.
Sürgünde yaşayan Liubakova, “terör listesine” alınmasının ardından insanların kendisine şüpheyle yaklaşmaya başladığını anlatıyor. Rejimlerin yalnızca bedenleri değil, zihinleri de kontrol ettiğini vurguluyor.
Tutuklu kadın gazeteciler ise çok daha ağır koşullarla mücadele ediyor:
Ailelerinden koparılma, çocuklarıyla iletişim kuramama ve hatta temel hijyen ürünlerine erişimde dahi kısıtlamalar…
Bu baskı yalnızca ulusal sınırlar içinde kalmıyor. Uluslararası iş birlikleri, gazetecilerin başka ülkelerde bile tutuklanma riskini artırıyor.
Dijital dünya: özgürlük mü, yeni bir şiddet alanı mı?
İnternetin başlangıcında umut büyüktü: Kadınlar kendi seslerini daha özgür ifade edebilecekti ancak bugün sosyal medya, aynı zamanda yoğun bir dijital şiddet alanına dönüşmüş durumda.
Kadın gazeteciler;
– çevrimiçi taciz,
– tehdit,
– itibarsızlaştırma kampanyaları
ile sistematik biçimde hedef alınıyor.
Üstelik bu durum, yapay zekâ teknolojilerinin kötüye kullanımıyla daha da derinleşiyor. Deepfake içerikler ve manipülatif görseller, kadınları susturmanın yeni yolları haline geliyor.
EESC Başkan Yardımcısı Marija Hanževački’nin vurguladığı gibi:
Dijital alan, eşitlemek yerine yeni bir eşitsizlik katmanı yaratıyor.
Hukuk var, uygulama eksik
Avrupa Birliği’nin elinde önemli araçlar bulunuyor:
Avrupa Medya Özgürlüğü Yasası, Dijital Hizmetler Yasası ve kadına yönelik şiddetle mücadele direktifi.
Ancak mesele yalnızca yasa çıkarmak değil; bu yasaların etkin uygulanması. Katılımcılar, özellikle kadına yönelik şiddet direktifinin üye ülkelerde zayıflatılmadan hayata geçirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Ayrıca sürgünde çalışan gazetecilerin vize ve hukuki süreçlerinin kolaylaştırılması da kritik bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor.
Hatırlamak, direnmenin ilk adımı
Bu tartışma yalnızca istatistiklerden ibaret değil. Bu hikâyenin bir de bedel ödeyenleri var.
Gerçeğin peşinde hayatını kaybeden gazeteciler…
Ülkelerini terk etmek zorunda kalan ama susmayan sesler…
Baskı rejimlerine karşı direnen kadınlar…
Bu isimleri hatırlamak, yalnızca bir anma değil; aynı zamanda bir sorumluluk çünkü medya, sadece haber üretmez, toplumu da şekillendirir ve kadınlar görünmez kaldıkça, gerçek de eksik kalır.
