Doğu Akdeniz’de artan gerilim, Kıbrıs’taki uzun süredir devam eden bir tartışmayı yeniden gündeme taşıdı: İngiltere’nin adadaki askeri üsleri.
Kıbrıs’ın güneyinde bulunan Akrotiri İngiliz hava üssüne düzenlenen drone saldırısı, hem güvenlik endişelerini hem de egemenlik tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
Saldırı, özellikle Güney Kıbrıs Rum yönetimi kontrolündeki bölgelerde protestolara yol açarken, adanın jeopolitik konumu ve çok katmanlı askeri varlığı yeniden gündeme geldi.
Drone saldırısı ve protestolar
İngiliz askeri yetkililerine göre Akrotiri’deki bir hangarı hedef alan drone saldırısının Lübnan’dan İran destekli Hizbullah tarafından gerçekleştirilmiş olabileceği değerlendiriliyor.
Saldırıdan sonra Güney Lefkoşa’da yaklaşık 200–300 kişinin katıldığı bir protesto yürüyüşü düzenlendi. Göstericiler İngiltere’nin adadaki askeri varlığını eleştirerek “British Bases Out” (İngiliz üsleri dışarı) sloganları attı.
Protestoya katılan iş insanı Natasha Theodotou, İngiltere’nin askeri varlığını eleştirerek şu ifadeleri kullandı:
“Bağımsız bir Kıbrıs istiyoruz. Türkiye’nin adanın kuzeyindeki varlığından söz ediliyor ama aynı zamanda İngiltere’nin askeri üsleri de burada.”
Bazı protestocular ise İngiliz üslerinin varlığının Kıbrıs’ı Ortadoğu’daki savaşların hedefi haline getirdiğini savunuyor.

İngiliz üslerinin kökeni
Kıbrıs’ta İngiltere’ye ait iki egemen askeri bölge bulunuyor:
- Akrotiri
- Dhekelia
Bu üsler, Kıbrıs’ın 1960 yılında bağımsızlığını kazanmasıyla imzalanan anlaşmalar kapsamında İngiltere’ye bırakıldı. Toplamda yaklaşık 254 kilometrekarelik bir alanı kapsayan bu bölgeler, doğrudan İngiltere tarafından yönetiliyor.
Bu nedenle bazı çevreler, Kıbrıs’ın resmen bağımsız olsa da tam anlamıyla egemen bir devlet olmadığı görüşünü dile getiriyor.
Türkiye açısından ada çok aktörlü bir jeopolitik alan
Kıbrıs bugün fiilen iki ayrı yönetim altında bulunuyor:
- Güney Kıbrıs Rum yönetimi
- Kuzey Kıbrıs Türk yönetimi
1974 yılında Yunanistan’daki askeri cunta tarafından desteklenen darbe girişimiyle Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlama (Enosis) planı hayata geçirilmeye çalışıldı. Bunun üzerine Türkiye, garantörlük hakkını kullanarak Kıbrıs Barış Harekâtı’nı gerçekleştirdi ve adadaki Türk toplumunun güvenliğini sağlamak amacıyla müdahalede bulundu.
Bu nedenle Kıbrıs’ta bugün yalnızca iki toplum değil, aynı zamanda birden fazla askeri güç ve stratejik aktör bulunuyor. İngiltere’nin egemen üsleri, Türkiye’nin garantörlük rolü ve Doğu Akdeniz’deki enerji rekabeti, adayı bölgesel politikanın merkezlerinden biri haline getiriyor.
Akrotiri’nin stratejik rolü
Akrotiri üssü, İngiltere’nin Ortadoğu’daki askeri operasyonları için önemli bir merkez olarak biliniyor.
Üs özellikle:
- Ortadoğu’daki askeri operasyonları desteklemek
- istihbarat ve gözetleme uçuşları yapmak
- ABD ve NATO ile koordinasyon sağlamak
gibi görevler için kullanılıyor.
Son dönemde üssün Gazze üzerinde gözetleme uçuşları ve bölgesel istihbarat faaliyetlerinde kullanıldığı da iddia ediliyor. Bu nedenle üs, İran ve İran’a bağlı milis grupların hedefi haline gelebiliyor.
Rum yönetimi temkinli açıklamalar yaptı
Güney Kıbrıs Rum yönetimi, saldırının Kıbrıs’a değil İngiltere’ye ait bir askeri üsse yönelik olduğunu vurguladı. Rum yönetimi yetkilileri, adanın Ortadoğu’daki savaşların tarafı olmadığını özellikle dile getiriyor.
Rum Dışişleri Bakanı Konstantinos Kombos, İngiliz üslerinin statüsünün uzun süredir tartışma konusu olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
“İngiliz üsleri konusu uzun zamandır gündemde olan bir mesele ancak son günlerde yaşanan gelişmeler ışığında bunun dikkatle değerlendirilmesi gerekiyor.”
Tartışma kolay bitmeyecek
İngiliz üslerinin statüsünün değiştirilmesi ya da kaldırılması ise oldukça karmaşık bir diplomatik mesele. Çünkü 1960 anlaşmaları yalnızca İngiltere ile değil aynı zamanda Türkiye ve Yunanistan’ın da taraf olduğu uluslararası düzenlemelere dayanıyor.
Bu nedenle Kıbrıs’taki askeri varlık yalnızca adanın iç siyasetiyle ilgili değil; aynı zamanda Doğu Akdeniz’deki güç dengeleriyle doğrudan bağlantılı.
Akrotiri’ye yönelik drone saldırısı, Kıbrıs’ın jeopolitik konumunu bir kez daha hatırlattı:
Ada hâlâ yalnızca iki toplumun değil, bölgesel ve küresel güçlerin kesiştiği stratejik bir alan.
