1938 yazının son günleriydi. Dolmabahçe Sarayı’nın denize bakan odasında, mavi duvarların üzerine altın yaldızlı yıldızlar işlenmişti. Atatürk’ün ceviz oymalı yatağının başucunda dostu Nuri Conker’in hediye ettiği büyük bir masa saati duruyordu. Odanın pencereleri çoğu zaman kapalıydı; çünkü Atatürk artık sevdiği denize bakmak istemiyordu. Yan odada ise, gece gündüz dönüşümlü olarak nöbet tutan yakın arkadaşları ve doktorları vardı.
Afet İnan, her gün gazeteleri okuyup özetleri anlatır, bazen de kitaplardan hikâyeler aktarırdı. Atatürk, her şeye rağmen ülke meselelerinden kopmamıştı. Dünya barışının sarsıldığını hissediyor, ikinci bir büyük savaşın yaklaştığını öngörüyordu. Gerçekten de o vefat ettikten yalnızca bir yıl sonra, İkinci Dünya Savaşı patlak verdi.
O dönemde en çok üzerinde durduğu konu Hatay meselesiydi. Bu sorunun Türkiye lehine çözülmesi, ona büyük bir sevinç vermişti. Ağır hastalığına rağmen devlet işlerinden elini çekmedi. Başbakan Celal Bayar’ı kabul ettiği bir gün, doktorlar fazla yorulmaması gerektiğini söylese de, Atatürk onları dinlemedi:
“Memleketin en mühim işlerini konuşuyoruz. Bunlar beni yormuyor, bilakis hayat veriyor.”
Yorgun bedeninin ötesinde, hâlâ dimdik duran bir irade vardı. O günkü konuşmalarında, “Dünya harbe gidiyor, bizim iktisaden çok kuvvetli olmamız lazım” diyerek geleceği bir kez daha doğru okumuştu.
26 Eylül 1938’de, Türk Dil Kurumu’nun bayram gecesinde ilk hafif komayı atlattı. Rüyasında “ölümün nasıl olacağını” görmüştü. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı Ankara’da kutlamak istese de, hastalığı buna izin vermedi. O gün Dolmabahçe’nin penceresinden, vapurla geçen gençlerin coşkusuna el sallayarak karşılık verdi.
6 Kasım günü, son kez doğrulmaya çalıştı. “Daha iyiyim ve iyi olacağım” dedi. 8 Kasım’da komaya girdi ve 10 Kasım 1938 sabahı, saat 9.05’te, Türk milletinin kalbinde sonsuza kadar yaşayacak olan o büyük insan, sonsuzluğa uğurlandı.
Afet İnan, o günlerin anısını yalnızca hatıralarında değil, bir mektupla da sakladı. Atatürk, 14 Haziran 1938’de Savarona Yatı’ndan ona şu satırları yazmıştı:
“Bence doktorların yanlış görüşleri sebebiyle hastalık ilerlemiştir. Şimdilik yatak ve şezlong istirahati zaruri. Ahvalim iyidir. Tamamen iyileşeceğime dair ümidim kuvvetlidir. Senin için asla merak ve endişe olmamalıdır.
Serinkanlılıkla imtihanlarını vererek muvaffakiyetle dönmeni bekler, muhabbetle gözlerinden öperim.”K. Atatürk
Bu mektup, ömrü boyunca halkının kaderini düşünmüş bir liderin, kendi hastalığına rağmen çevresindekilere güç ve umut vermeye devam ettiğinin bir göstergesiydi.
Atatürk, son nefesine kadar devletinin geleceğini, halkının mutluluğunu düşündü. Ardında, yalnızca bir cumhuriyet değil; sabrın, iradenin ve insanlık onurunun en büyük örneklerinden birini bıraktı.
10 Kasım sabahı, Dolmabahçe’nin sessizliğinde bir devrin kalbi durdu ama bu, bir son değil; bir ışığın sonsuza dek yanmaya devam ettiği andı. O ışık, her 10 Kasım’da bir kez daha doğuyor… çünkü Atatürk, son nefesinde bile Cumhuriyet’ti.
Kaynak: Afet İnan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler
