Son yıllarda ABD’de giderek daha görünür hâle gelen maskülinizm, yalnızca erkek kimliğine ilişkin bir tartışma olmaktan çıkarak siyasal ve kültürel bir harekete dönüşüyor. Feminist araştırmacılara göre bu yükseliş, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağladığı kazanımlara karşı gelişen bir tepkiyi de yansıtıyor.
Maskülinizm, genel anlamıyla erkeklerin toplumsal konumunun gerilediğini ve geleneksel erkeklik rollerinin yeniden güçlendirilmesi gerektiğini savunan düşünceleri ifade ediyor. Bu başlık altında erkeklerin ruh sağlığı, eğitimde yaşadıkları sorunlar ve çalışma yaşamındaki güçlükler gibi meşru meseleleri gündeme taşıyan gruplar bulunduğu gibi, kadınların ve LGBTİ+ bireylerin hak kazanımlarını tehdit olarak gören daha radikal hareketler de yer alıyor.
Feminist perspektife göre sorun, erkeklerin yaşadığı sosyal ve ekonomik problemlerin görünür kılınması değil; bu problemlerin kaynağı olarak kadınların özgürleşmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının gösterilmesi. Araştırmalar, ücret eşitsizliği, bakım emeği, cinsiyete dayalı şiddet ve siyasette temsil gibi alanlarda kadınların hâlâ yapısal dezavantajlarla karşı karşıya olduğunu ortaya koyarken, eşitlik taleplerini “erkek karşıtlığı” olarak sunan söylemlerin bu gerçekleri gölgede bırakabildiğine dikkat çekiliyor.
Özellikle sosyal medya platformlarında büyüyen erkek egemen dijital topluluklar, maskülist söylemlerin yayılmasında önemli bir rol oynuyor. Algoritmaların benzer içerikleri sürekli önermesi, kadın düşmanlığı içeren söylemlerin normalleşmesine ve genç erkeklerin bu içeriklerle daha erken yaşlarda karşılaşmasına zemin hazırlayabiliyor. Uzmanlar, çevrimiçi radikalleşmenin yalnızca bireysel tutumları değil, siyasal tercihleri ve toplumsal kutuplaşmayı da etkileyebileceğini belirtiyor.
ABD’de son yıllarda kürtaj hakkı, cinsel eğitim, çeşitlilik politikaları ve toplumsal cinsiyet eşitliği programları etrafında yaşanan tartışmalar, maskülist söylemlerin siyasal alanda daha görünür hâle gelmesine katkı sağladı. Kadın haklarını “ayrıcalık”, eşitlik politikalarını ise “erkeklerin kaybı” olarak çerçeveleyen bu yaklaşım, feministler tarafından patriyarkal düzeni yeniden üretme girişimi olarak değerlendiriliyor.
Feminist kuram ise toplumsal cinsiyet eşitliğinin sıfır toplamlı bir mücadele olmadığını savunuyor. Kadınların eğitim, çalışma yaşamı ve siyasal temsilde daha fazla hak kazanması erkeklerin hak kaybetmesi anlamına gelmiyor. Aksine, katı erkeklik normlarının dönüşmesi erkeklerin de duygularını ifade edebildiği, bakım emeğini paylaşabildiği ve toplumsal baskılardan daha az etkilendiği daha eşitlikçi bir toplumun önünü açabiliyor.
Bugün maskülinizm etrafında yürüyen tartışma, yalnızca erkeklik üzerine bir tartışma değil; kadınların onlarca yıllık hak mücadelelerinin geleceği, demokratik değerlerin korunması ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin nasıl şekilleneceğine ilişkin daha geniş bir siyasal mücadelenin parçası olarak görülüyor.
