Paz. Eyl 20th, 2026

‘The Bear’ kapanışa hazırlanıyor: Ayo Edebiri ve Jeremy Allen White beş sezonun ardından veda ediyor

Yvonne Villarreal, Los Angeles Times

FX’in sevilen dizisi “The Bear”, beşinci ve final sezonuyla ekranlara veda ediyor. Yeni sezonda Carmy mutfağı geride bırakırken, Sydney ise kariyerini ve geleceğini belirleyecek kritik bir kararın eşiğine geliyor.

Dizinin başrol oyuncuları Jeremy Allen White ile Ayo Edebiri, kariyerlerini değiştiren karakterlere veda etmenin kendileri için ne ifade ettiğini, final sezonunun tek bir güne sıkıştırılan “düdüklü tencere” temposunu ve dizinin finalini (spoiler içerir) değerlendirdi.

İkili ayrıca Sydney ile Tina arasındaki ilişkiyi, karakterler arasındaki görünmez bağı ve hem The Bear restoranının hem de mutfak ekibinin gerçekten yollarına devam edip edemeyeceğini anlattı.

Kalmalı mı, gitmeli mi?

Bu soru, FX’in “The Bear” dizisindeki iki baş aşçının hem mesleki hem de varoluşsal olarak yüzleşmek zorunda kaldığı temel ikilemi oluşturuyor.

Jeremy Allen White’ın canlandırdığı Carmen “Carmy” Berzatto, Michelin yıldızlı restoranlarda yükselen kariyerini geride bırakarak, hayatını kaybeden ağabeyinin iflasın eşiğindeki sandviç dükkânını işletmek üzere memleketi Chicago’ya dönen, duygusal açıdan yıpranmış ve öfkesiyle mücadele eden bir şef.

Ayo Edebiri’nin hayat verdiği Sydney “Syd” Adamu ise Amerika Aşçılık Enstitüsü mezunu, büyük potansiyele sahip, sakin yapılı bir şef olarak hem kendisini geliştirebileceği bir mentor hem de yetenekli bir şefle çalışma fırsatı arıyor.

İkili birlikte, Chicago’nun mütevazı sandviç dükkânı Original Beef of Chicagoland‘ı, diziye adını veren seçkin fine dining restoranı The Bear‘a dönüştürüyor.

Ancak artık mutfaktaki ortaklıkları sona ermiş durumda.

Christopher Storer’ın yaratıcısı olduğu dizinin beşinci ve final sezonu, Carmy’nin restoranı ve mutfak dünyasını bıraktığını açıklamasının ertesi sabahında başlıyor. Sydney, Richie (Ebon Moss-Bachrach) ve Nat (Abby Elliott), restoranın kaderinin artık kendi ellerinde olduğunu öğrenirken, Sydney de yeni bir kariyer fırsatını değerlendirmek için kalıp kalmama kararını vermek zorunda kalıyor.

Sekiz bölümden oluşan ve tamamı Hulu’da yayınlanan final sezonu, büyük ölçüde tek bir gün içerisinde geçiyor. Restoranın borçları giderek artarken, tedarikçiler desteğini çekiyor ve şiddetli bir fırtına mutfağı sular altında bırakıyor. Tüm bu gelişmeler, ekibin ayakta kalabilmek için son bir servis çıkarmasını ve son kez birlikte kusursuz bir performans sergilemesini gerektiren kritik bir sınava dönüşüyor.

Bu hikâye, bir bakıma dizinin oyuncularının gerçek hayattaki kariyer yolculuğuyla da örtüşüyor. “The Bear” büyük bir fenomene dönüşmeden önce Jeremy Allen White, daha çok Showtime’ın uzun soluklu kara komedi dizisi “Shameless” ile tanınıyordu. Ayo Edebiri ise ağırlıklı olarak stand-up komedyeni ve senarist olarak çalışıyordu.

Karakterleri gibi kariyerlerinde büyük bir ivme yakalayan iki oyuncu da The Bear performanslarıyla Emmy Ödülü kazandı ve son yıllarda film ile televizyon projelerine birçok yeni yapım ekledi. Edebiri şu sıralar Broadway’deki ilk oyunu olan **”Proof”**un yeni sahnelemesinde Don Cheadle ile birlikte rol alırken, White ise sonbaharda Aaron Sorkin’in Facebook muhbiri skandalını konu alan “The Social Reckoning” adlı filminde araştırmacı gazeteci karakterini canlandıracak.

New York’tan gerçekleştirilen ayrı video görüşmelerinde konuşan Edebiri ve White, **”The Bear”**ın finalini ve kariyerlerinde önemli bir dönüm noktası olan karakterlere veda etmenin kendileri için ne ifade ettiğini anlattı. Röportajın düzenlenmiş bölümleri şöyle:

Bu karakterlerin içinde yıllarca yaşadıktan sonra onlara veda etmek nasıl bir his?

Ayo Edebiri: Herkes artık bittiğini söylüyor, sanırım gerçekten de öyle. Elbette dizinin sona erdiğini biliyorum ama ilk sezonlarımızı bitirdiğimiz zamanı da hatırlıyorum. Ne kadar övgü alırsak alalım, sonuçta bir televizyon kanalına bağlı ve bir dijital platformla anlaşması olan bir dizide yer alıyorsunuz. Sürekli değişen, sizin kontrolünüz dışında gelişen pek çok unsur var. Oyuncu olarak zaten sürekli bir belirsizlik hâline alışıyorsunuz; ne olacağını tam bilememeye ya da bir son için tamamen hazırlıklı olmamaya. Bu yüzden bu durum beni ezip geçen bir duygu yaratmıyor. Umarım ne demek istediğimi anlatabiliyorumdur.

Jeremy Allen White: Ben henüz tam olarak bilmiyorum. Dizinin ne zaman biteceğini ve belli ölçüde nasıl sona ereceğini uzun zamandır biliyorduk; bu açıdan çok şanslıydık. Ama hikâyenin gittiği yönü görmek benim için zordu. Carmy ve onun hikâyesinin vardığı nokta konusunda güçlü hislerim var; hatta hikâyesinin bundan sonra nasıl devam edebileceğine dair de.

Bu sezon Carmy için büyük ölçüde teslimiyet ve dünyadaki, mutfaktaki yerini kabullenme hikâyesi. Onu tanıdığımızdan beri ilk kez kendisine karşı gerçekten dürüst olabiliyor. Ve bunun sonucunda da gitmeyi seçiyor. Bu, Jeremy olarak benim için de zordu. Belki başka bir ihtimalde bunu dener ve geri dönerdi. Bir süre boyunca Carmy’nin geleceğini farklı hayal ediyordum. Onun mutlu olmasını ve iyileşmesini istiyorum ama… bilmiyorum. Carmy’yi mutfağın dışında hayal etmek benim için gerçekten zordu.

Carmy’nin mutlu olmak istemesi ama işinin buna engel olup olmadığını sorgulaması oldukça dikkat çekiciydi. İş onun için bir sığınak mıydı, yoksa kurtuluş mu? Carmy’nin yaşadığı bu iç çatışmayı canlandırırken Jeremy olarak siz de benzer varoluşsal sorgulamalar yaşadınız mı, yoksa bunları daha önce kendi içinizde çözmüş müydünüz?

Jeremy Allen White: Carmy daha çok genç yaşta kendini tamamen bu işe ve bu dünyaya adadı. Üstelik bunda gerçekten çok iyiydi. Ama kendini işine gömmesinin büyük bir kısmı ağabeyiyle ve ailesiyle olan ilişkilerinden kaynaklanıyordu.

Ben de aynı dönemde hayatımda bir şeyi tamamlıyordum. Elbette vedaları, yoluma devam etmeyi ve yeni uğraşları düşünüyordum. Kendime dönüp, hayatımda böylesine keskin bir yön değişikliği yapmanın nasıl hissettireceğini sorguladım. İşinizin size geri verdiği şeyler üzerine çok düşündüm.

Ama sonunda Carmy ile ayrıldığımız nokta şu oldu: O, iş hayatında öylesine büyük bir kaos yaratıyordu ki zaman zaman sadece kendisini değil, çevresindeki insanları da cezalandırıyordu. Sonunda daha kolay, daha yumuşak bir yolu seçerek teslim olmayı kabul etti. Restoranı Sydney’e, Richie’ye ve mutfakta Tina’ya emanet etti. İşte bu kısmını anlamak benim için çok daha kolaydı.

Sydney, kariyerinde önemli bir yol ayrımındaydı. Bir yanda onu daha da ileri taşıyabilecek parlak bir iş fırsatı, diğer yanda ise onu bugünkü konumuna getiren ancak zaman zaman kendisini değersiz ve baskı altında hissettiren, batma tehlikesi yaşayan bir restoran vardı. Ayo, Sydney’nin verdiği kararı nasıl değerlendirdiniz?

Ayo Edebiri: Bence bu konuda gerçekten harika senaristlerle çalıştığımız için çok şanslıyız. Sydney’nin karakterini ve yolculuğunu büyük bir özenle düşündüler. Onun kadın oluşunun, siyahi kimliğinin ve genç yaşının farkındaydılar ama aynı zamanda ona, her şeyden önce bir insan olmanın tüm onurunu verdiler. Dizide karmaşık bir karakter olmasına izin verdiler ve diğer karakterler kadar kusurlu olabilmesini de aynı saygıyla ele aldılar.

Verdiği karar bana son derece mantıklı geldi. Dizinin genel yapısı içinde de çok doğru bir yere oturuyordu. Bu noktaya tüm ekip olarak birlikte ulaşabilmiş olmak benim için gerçekten tatmin ediciydi.

Final sezonunun büyük bölümü, restoranın kaderini belirleyecek kritik bir dönemde ekibin büyük bir fırtınayla ve peş peşe gelen aksiliklerle mücadele etmesini konu alıyor. Bu süreç, mutfakta birlikte verdikleri son büyük mücadeleye dönüşüyor.

Jeremy Allen White: O çekim günleri gerçekten çok güzeldi. Dizimizin büyük bir kısmını oldukça hızlı çekiyoruz ama mutfakta adeta koreografisi hazırlanmış bir bale gibi ilerleyen sahnelerde tempoyu yavaşlatma fırsatı buluyoruz. İşte o anlarda oyuncu ekibi olarak kendimizi en güçlü hissettiğimiz zamanlar oluyor. Sadece sahnelerin duygusal ritmini yakalamak için değil, son derece teknik olan bu bölümlerde de birbirimize tamamen güveniyoruz.

Birinci sezondaki tek planda çekilen yedinci bölüm **”The Review”**ün çekimlerini hatırlıyorum. O bölüm, ekip içinde inanılmaz bir dayanışma duygusu oluşturmuştu. Hepimiz birbirimize karşı büyük bir saygı geliştirdik. “Bunu gerçekten başarabiliyoruz” hissi çok güçlüydü.

Bazen setlerde çok güzel bir şey yaşanıyor; karakterlerin yaşadıklarıyla oyuncuların yaşadıkları adeta birbirini yansıtıyor. Bu son mücadelede ve takım çalışmasında karakterler olarak da oyuncular olarak da aynı şeyi istiyorduk. Bu insanların hak ettiklerine kavuşmasını görmek istiyorduk. Bu yüzden son bir-iki bölümü çekmek gerçekten çok heyecan vericiydi. Çünkü bütün parçalar sonunda yerli yerine oturmaya başlamıştı.

Ayo Edebiri: Bu tamamen Chris’in çalışma tarzı. Her şeyi klasik bir müzik eseri gibi düşünüyor; farklı bölümler, farklı hareketler var. Kendisine koyduğu yaratıcı meydan okuma ve dolayısıyla bize de yüklediği görev şu: Aynı müzik parçasının içinde kalıyoruz ama her bölüm bambaşka bir duygu taşıyor.

Aslında bunu üçüncü sezondan beri zaman zaman dile getiriyordu ama dördüncü sezon çekimleri sırasında çok daha net konuşmaya başladı. Fikir kafasında iyice şekillenmeye başlamıştı. Hikâyenin tek bir gün içinde geçmesi ve buna rağmen her bölümün farklı bir his yaratması fikri onu gerçekten heyecanlandırıyordu. Onun bu heyecanı doğal olarak bize de geçti.

Karakterlerin yaşadığı süreci anlatmak için daha fazla zamana ihtiyacınız olduğunu düşündünüz mü?

Ayo Edebiri: Hayır, bence bu hali çok iyiydi. Ben daha çok, “Bakalım nasıl işleyecek” diye düşündüm. Aslında bu dizide hep böyle oldu. Sydney’nin son sezondaki duygusal yolculuğu daha yavaş ilerliyordu ama tüm hikâyenin tek bir güne sıkıştırılması ve her şeyin hızla tırmanıp çok daha acil bir hâl alması da çok eğlenceliydi. Bu yönüyle bana ilk iki sezonun temposunu ve enerjisini hatırlattı.

Carmy ile Sydney’nin ilişkisi dizinin temel taşlarından biri oldu. Birbirlerinde, kendilerinin göremediği yönleri görebilen iki karakterden söz ediyoruz. Arkadaş ve çalışma arkadaşı olarak ilişkilerinde en çok neyi takdir ediyorsunuz?

Jeremy Allen White: Bence ilişkilerinin en güzel yanı, birbirlerine koşulsuz inanmaları. Birbirlerinde, kendilerinin göremediği güzel tarafları görüyorlar. Aralarındaki güven zaman zaman sarsıldı, hatta kırıldığı anlar oldu ama yine de birbirlerinin en iyi hâline karşı büyük bir sadakat duyuyorlar. Gerektiğinde birbirlerine güvenebileceklerini biliyorlar. Bir bakıma birbirlerinin hayatını kurtardılar.

Üçüncü sezonun açılışındaki sahneyi düşünüyorum. Carmy, Mikey’nin ölüm haberini aldıktan sonra daha Sydney’yle hiç tanışmamışken o deniz tarağı yemeğini hazırlıyor. Aralarında o sırada ikisinin de farkında olmadığı görünmez bir bağ kuruluyor. O yemek Sydney’ye ilham veriyor. Carmy bunun farkında olsun ya da olmasın, hayatındaki büyük bir travmadan doğan o eser biri tarafından seviliyor ve takdir ediliyor. İşte o günden beri aralarında var olan ve hep var olacak görünmez bir bağ olduğunu düşünüyorum.

Ayo Edebiri: En çok takdir ettiğim şey, tüm yanlış anlaşılmalara ve verdikleri büyük emeğe rağmen, özünde iyi niyetle birbirlerinin en iyi yanlarını ortaya çıkarabilmeleri. İkisi de karşısındakinin kendisinin olabileceği en iyi versiyona ulaşmasını istiyor.

Bu durum sizin gerçek hayattaki çalışma ilişkinize nasıl yansıyor? Jeremy, Ayo nasıl bir sahne partneri? Size oyuncu olarak ne kattı? Ayo, sizin için de aynı soruyu sorayım.

Jeremy Allen White: Ayo’yu daha herkes ekranda görmeden sette izleme şansına sahip olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. İnsanların onu dizide izlemesi için aylar beklemesi gerekti ama ben ilk günden buna tanık oldum.

Sahnedeki varlığı ve ayakları yere basan tavrı beni gerçekten etkilemişti. Garip gelecek ama bunu bu kadar iyi yapıyor olması neredeyse yanlışmış gibi hissettiriyordu. Çok zeki biri, harika bir senarist ve doğaçlama konusunda inanılmaz yetenekli. Onunla oynarken sürekli anın içinde kalıyorsunuz. Asla tamamen rahatlayamıyorsunuz ama bu iyi anlamda böyle. Her ana kendinizi teslim etmeniz gerekiyor.

Ayo Edebiri: İlk başladığımızda ben komedi dünyasından geliyordum, Jeremy ise çok daha dramatik işlerden geliyordu. Çalışma yöntemlerimiz oldukça farklıydı.

Jeremy’nin inanılmaz güçlü bir sahne varlığı, sakin bir odağı ve yaptığı işe büyük bir özeni var. Gerçekten çok iyi bir lider. Toplumda güç sahibi erkeklerin nasıl olması gerektiğine dair belli kalıplar var ama Jeremy son derece nazik biri. Özellikle dizimiz kaos ve kaygı duygusuyla bu kadar iç içeyken, sette böyle yumuşak bir karaktere sahip olması çekimleri gerçekten kolaylaştırıyor.

Bunu davranışlarıyla çok net gösteriyor ve bana da öğretti. Farkında bile olmadan ondan kendinizi nasıl koruyacağınızı, iç huzurunuzu nasıl muhafaza edeceğinizi ve çalışma arkadaşlarınızın huzuruna nasıl özen göstereceğinizi öğrendim. İşinizi ciddiyetle yapabilirsiniz, en iyi sonucu almak için çalışabilirsiniz ama bunun illa bir işkenceye dönüşmesi gerekmiyor.

Finalde karakterlerin uzun zamandır peşinde oldukları başarıya ulaştıklarını ve bir değil iki Michelin yıldızı kazandıklarını görüyoruz. Bu sahneyi çekmek nasıldı?

Jeremy Allen White: Senaryoda o sahneyi okuduğumda… Yıllarca süren acıların ve hayal kırıklıklarının ardından böyle sevinç dolu bir an görmek bana büyük bir rahatlama hissettirdi. O duygu zaten içimde yüzeye çıkmaya hazırdı.

Üstelik Jeremy ve Ayo olarak biz de dizi sayesinde hayatımızda inanılmaz mutlu anlar yaşadık. Bu yüzden o sahne bana çok tanıdık geldi; en güzel anlamıyla. Hem Carmy hem de Sydney adına o anı yaşamalarına gerçekten çok sevindim.

Ayo Edebiri: O sahneyi de her zamanki gibi çok hızlı çektik. Keşke biraz daha fazla zamanımız olsaydı. Sanırım Jeremy’yle birlikte çektiğimiz son sahne buydu.

O anda doğal olarak hem karakterlerin yaşadıklarını hissediyorsunuz hem de çekimlerin sona ermesinden kaynaklanan duygusallığı yaşıyorsunuz. Benim açımdan beş sezon boyunca adım adım inşa ettiğimiz bir ana ulaşıyorduk. Bir yandan da ister istemez kendi yolculuğumuza dair daha üst düzey bir anlam taşıyordu. Gerçekten çılgın bir serüvendi.

Ama bence en özel yanı şuydu: Bundan sonra ilişkilerinin değişeceğini, artık eskisi kadar birlikte çalışmayacaklarını biliyorlar. Buna rağmen bu restoranı birlikte kurduklarını ve bunu birlikte başardıklarını da biliyorlar. Bence o anı bu kadar özel yapan şey buydu. Umarım diziyi seven insanlar da aynı duyguyu hisseder.

Hayranların Carmy ile Sydney’nin ilişkisine dair oldukça güçlü görüşleri var. Eminim bunun farkındasınızdır. İnsanların bu ikiliye bu kadar yoğun ilgi göstermesi sizi şaşırttı mı?

Jeremy Allen White: Bunun farkındayım ama açıkçası bu tartışmaların nasıl yürüdüğünü çok yakından takip etmiyorum. Şimdi diziyle ilgili konuşmaların bir parçası hâline geldiği için elbette biliyorum ama biz çalışırken bunun en ufak bir etkisi olmadı. İkimiz de böyle bir ihtimali hiç düşünmedik.

Yine de insanların bunu hissetmesini anlayabiliyorum. Çünkü bu iki karakter arasında büyük bir yakınlık var. Birbirlerine güveniyorlar, birbirlerine yaslanıyorlar ve birbirlerine büyük hayranlık duyuyorlar. Bu yüzden insanların böyle hissetmesini garip bulmuyorum. Aralarında kesinlikle sevgi var; sadece bu romantik bir ilişki değil.

Ayo Edebiri: İlk iki sezonda insanların bu şekilde düşünmesine gerçekten şaşırmıştım çünkü bizim anlatmaya çalıştığımız şey bu değildi.

Sonra şunu öğrendim: İnsanların yorumlarına “Hayır, öyle değil” demenin pek anlamı yok. Basın röportajlarında bazen sanki belirli bir cevabı vermemiz bekleniyormuş gibi aynı sorular tekrar tekrar soruluyor.

Oysa sanatın özü şu: Biz bir eser ortaya koyuyoruz ve onu izleyiciye bırakıyoruz. İnsanlar buna bir karşılık veriyorsa bu çok güzel bir şey. Ben aynı fikirde olmasam bile onların yorumunu geçersiz kılmaya çalışmıyorum. Biz bir şey ürettik, siz de ondan kendi anlamınızı çıkarıyorsunuz. Sanatla izleyici arasındaki alışveriş tam olarak budur.

İşte röportajın son bölümünün Türkçe haber/röportaj diliyle, doğal ve yayımlanabilir çevirisi:

Bu sezon Carmy’nin duygu yüklü birkaç önemli konuşması var. Bunlardan biri de yıllardır uzak durduğu aile evine döndüğünde annesiyle (Jamie Lee Curtis) yaptığı yüzleşme. Annesi için yemek yapıyor, annesi pişmanlığını dile getiriyor. Jeremy, Carmy açısından bu sahneyi nasıl yorumluyorsunuz?

Jeremy Allen White: O sahnede hâlâ bir direnç var. Carmy gibi insanlara cevabı da verebilirsiniz, özrü de sunabilirsiniz, önlerine yeni bir fırsat da koyabilirsiniz ama çoğu zaman bununla ne yapacaklarını bilemezler. Ya onu geri iterler ya da içlerine gömerler.

Carmy için o sahnenin asıl meselesi, bunları gerçekten dinleyebilecek bir noktaya gelebilmesiydi. Sahnenin temel çatışması buydu. Sonunda ise kabullenmeye ulaşıyor; içindeki kırgınlığın ve öfkenin bir kısmını bırakabiliyor.

Bunun ardından annesi için gerçekten orada olabiliyor. Aslında yıllardır eksik olan şey buydu. İlk kez bunu kabul edip ona karşılık verebiliyor. Kendi engellerini aşarak annesine destek olabiliyor. Sanırım bunu yıllardır, belki de hayatında ilk kez başarabiliyor.

Ayo, Sydney’nin Tina’yı restoranın mutfak şefi (chef de cuisine) olarak görevlendirmesi oldukça duygusal bir andı. Bu kararın, Sydney ile The Bear’ın geleceği ve mutfaktaki bu kadın ortaklığı açısından ne ifade ettiğini düşünüyorsunuz?

Ayo Edebiri: Bu fikre bayıldım. Liza Colón-Zayas’la çalışmayı çok seviyorum. Üstelik onu yönetme şansı da buldum. Gerçekten olağanüstü bir oyuncu.

Bu iki karakterin ilk günlerini düşündüğümde… Tina, Sydney’den uzak durabilmek için İngilizce bilmiyormuş gibi davranıyordu. En başından itibaren ilişkileri oldukça zorluydu.

Ama hem Liza hem de ben, beyaz olmayan iki kadın oyuncu olarak onların ilişkisine ve birlikte kurdukları topluluğa büyük bir yatırım yaptık. Bence bunda çok dokunaklı bir taraf var.

Sydney’nin henüz tam farkında olmadığı ama Carmy’nin görebildiği güçlü yanlarından biri de bu. İkisi farklı liderlik anlayışlarına sahip. Sydney’yi iyi bir lider yapan özelliklerden biri, gerektiğinde sorumluluğu devredebilmesi. Bir durumda en doğru kişinin kendisi olmadığını gördüğünde geri çekilip işi o kişiye bırakabiliyor.

Açıkçası sezonu henüz izlemedim. Bölümleri izleyemiyorum ama o sahneyi çekerken hem çok duygusal hem de çok eğlenceliydi. Liza’nın doğaçlamalarından hangilerinin montajda kaldığını da bilmiyorum.

Bölümleri izleyememenizin nedeni duygusal olmanız mı, yoksa erişiminizin olmaması mı?

Ayo Edebiri: Hayır, sadece izlemek istemiyorum.

Bu basın turu boyunca herkes bana, “Çok duygusaldın, ağlamak üzereydin değil mi?” diye soruyor. Ben de “Hayır, sadece izlemek istemiyorum” diyorum. Daha sonra izlerim.

Açıkçası yayınlanmadan önce baştan sona izlediğim tek sezonlar üçüncü ve dördüncü sezonlardı. Çünkü yönetmenliğini yaptığım bölümler vardı. Diziyi seviyorum ve iyi olduğunu biliyorum. Sadece kendimi izlemekten hoşlanmıyorum.

Sydney’nin mutfaktaki çalışma felsefesinin “Ratatouille” filminden ilham almasını da seviyorum.

Ayo Edebiri: Evet… şu lanet fare! (Gülüyor.) Sydney’ye gerçekten çok yakışıyor.

Jeremy, Carmy’nin takım elbiseyle bir mimarlık ofisinde staj görüşmesine girdiği sahneyi okuduğunuzda ilk tepkiniz ne oldu? Orada anlattıkları size ne ifade etti?

Jeremy Allen White: Hayatında böylesine büyük bir değişiklik yapabilmek için gereken cesareti anlıyor ve buna saygı duyuyorum.

Ama o sahneyi oynarken ne olacağının tamamen net olmasını istemedim. İzleyicinin aklında şu soru kalsın istedim: “Bu adam hâlâ zihninin içinde sıkışıp kalmış biri mi? Nerede çalışırsa çalışsın bundan kurtulamayacak mı? Yoksa burada veda ettiği şey sadece bir meslek değil de büyük bir aşk mı? Hâlâ sevdiği ama geride bırakamadığı bir şey mi?”

Bir yandan da “Bu sahnenin ardından yeniden işe ve gerçekliğe mi dönüyoruz?” diye düşündüm. Bu sahnenin amacı bence her şeyi açıklığa kavuşturmak değildi. Biraz belirsizlik taşımasını istedim.

Peki sizce bu sahne ne anlatıyor?

Jeremy Allen White: Carmy’nin yaptığı işe ve birlikte çalıştığı insanlara karşı büyük bir sevgi duyduğu çok açık.

Ama bunun gerçekten bir veda mı yoksa bir itiraf mı olduğundan emin değildim. Sanırım ikisinin arasında bir yerde durmasını istedim. Sanki “Aslında başka hiçbir yere ait değilim” demekle, “Bu işi çok seviyorum ama bana iyi gelmiyor” demek arasında bir yerde.

Ayo, Carmy’nin mimarlık ofisindeki iş görüşmesini okuduğunuzda siz ne düşündünüz?

Ayo Edebiri: “Evet, mantıklı” dedim. “Bu çocuk tam bir makarna gibi.”

Aptal biri. Tam anlamıyla saçma. Ama bir yandan da ona çok yakışıyor.

Sizce Carmy’nin yolu bundan sonra nereye gider? Bir gün yeniden mutfağa döner mi?

Jeremy Allen White: Açıkçası bunu çok düşünmedim. Bence Carmy’nin yöneldiği yeni yolun oldukça dürüst bir tarafı var. Ama yine de onun için bir mutfakta her zaman bir yer olmasını isterim.

Ayo Edebiri: Sydney olsa ona, “Kardeşim, sen başka ne iş yapabilirsin ki? Planın tam olarak ne?” derdi.

Gerçekten bilmiyorum. Belki biraz ara verir, sonra Sydney’ye yardım etmek için geri döner. Belki de kendi yolunu çizer.

Peki sizce The Bear’ın geleceğinde ne var?

Ayo Edebiri: Bence başarılı olacaklar.

Artık mesele sadece Sydney değil. Sugar, Richie, Marcus ve Tina da var. Sydney bu yolculuğa Carmy için çıktı ama sonunda kendi sesini buldu.

Bence en azından birkaç yıl daha yollarına devam edecekler. Buna gerçekten inanıyorum.

Jeremy Allen White: Carmy’nin yaşadığı acıların, travmaların ve aslında tüm karakterlerin çektiklerinin boşa gitmediğine inanmak istiyorum.

Bütün bunların sonunda bir karşılığı olmalı. Benim umudum, restoranın başarılı olması. Ayakta kalacak güçleri ve bunu sürdürecek motivasyonları olduğunu düşünüyorum.

Editör adlı kullanıcının avatarı

By Editör

Related Post

Bir Cevap Yazın

Fika sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin