Bir zamanlar dünyanın en saygın sanat uzmanlarından biri olarak kabul ediliyordu. Prestijli müzelere danışmanlık yapıyor, koleksiyonerlere milyonlarca dolarlık eserler satıyor ve Khmer sanatı üzerine kitaplar yazıyordu. Bugün ise adı, kültürel miras tarihinin en büyük yağma ağlarından biriyle anılıyor.
İngiliz sanat tüccarı Douglas Latchford’un hikâyesi, yalnızca bir kaçakçılık öyküsü değil; savaşın, sömürgeci bakış açısının, sanat piyasasının kör noktalarının ve milyarlarca dolarlık küresel bir sektörün hikâyesi.
Bir medeniyetin parçalanan hafızası
9. ve 15. yüzyıllar arasında Güneydoğu Asya’nın en güçlü uygarlıklarından biri olan Khmer İmparatorluğu, bugün hâlâ Angkor Wat, Koh Ker ve Bayon gibi görkemli tapınaklarıyla biliniyor. Hindu ve Budist inançlarının izlerini taşıyan bu yapılardaki heykeller, kabartmalar ve bronz eserler yalnızca sanat objeleri değil, Kamboçya’nın kültürel hafızasının parçaları olarak kabul ediliyor.
Ancak 1960’larda başlayan iç savaş, ardından gelen Kızıl Kmer rejimi ve uzun yıllar süren istikrarsızlık, bu tarihi mirası savunmasız bıraktı.

Köylüler kazdı, dünya satın aldı
Yoksulluk içindeki köylüler ve zaman zaman yerel silahlı grupların desteğini alan yağmacılar, tapınaklara kazma, keski ve hatta dinamitlerle girerek heykelleri yerlerinden söktü. Pek çok eserin ayak bileklerinden kesilmiş olması veya uzuvlarının eksik bulunması, bu aceleyle gerçekleştirilen yağmanın izlerini bugün bile taşıyor.
Eserler daha sonra Tayland sınırına taşınıyor, oradan da Bangkok merkezli Douglas Latchford’un ağına ulaşıyordu.
Saygın bir uzman görünümünün arkasındaki sistem
Latchford kendisini yalnızca bir sanat tüccarı olarak değil, aynı zamanda Khmer sanatı konusunda otorite olarak konumlandırdı. Kitaplar yayımladı, konferanslara katıldı ve uluslararası sanat çevrelerinde güvenilir bir isim hâline geldi.
Soruşturmalara göre ise bu güven, çalınan eserleri meşrulaştırmanın en etkili araçlarından biriydi. Sahte köken belgeleri hazırlanıyor, eserlerin yıllardır özel koleksiyonlarda bulunduğu iddia ediliyor ve böylece milyonlarca dolarlık satışlar gerçekleştiriliyordu.
Müzeler de bu hikâyenin parçası oldu
Bugün Batı’da bulunan birçok Khmer heykelinin bir dönem Latchford’un elinden geçtiği düşünülüyor.
New York Metropolitan Sanat Müzesi, Denver Sanat Müzesi ve Avustralya Ulusal Galerisi gibi önemli kurumlar, son yıllarda Latchford bağlantılı eserleri Kamboçya’ya iade etmeye başladı. Sanat dünyasında uzun süre sorgulanmayan koleksiyon politikaları da bu süreçte yeniden tartışmaya açıldı.
180 milyon dolarlık bir koleksiyon
ABD savcıları 2019 yılında Latchford hakkında kaçakçılık, dolandırıcılık ve komplo suçlamalarıyla dava açtı. Ancak İngiliz sanat tüccarı 2020 yılında, yargılanamadan hayatını kaybetti.
Ölümünden sonra ortaya çıkan bilgiler, kişisel koleksiyonunun yaklaşık 180 milyon dolar değerinde olabileceğini gösterdi. Kızı Nawapan Kriangsak ise miras kalan eserlerin büyük bölümünü Kamboçya’ya iade etmeyi kabul etti. 2026 yılında 74 tarihi eserin ülkeye dönüşü, yıllardır süren hukuk mücadelesinin en önemli kilometre taşlarından biri oldu.

Sanat dünyasının değişen vicdanı
Uzmanlara göre bugün mesele yalnızca kaçırılan eserlerin geri verilmesi değil. Bu süreç, müzelerin eserlerin kökenini araştırma sorumluluğunu, koleksiyoncuların etik yükümlülüklerini ve savaş dönemlerinde yağmalanan kültürel mirasın nasıl korunacağına ilişkin küresel tartışmaları da yeniden şekillendiriyor.
Bir zamanlar milyarderlerin malikânelerini ve müzelerin galerilerini süsleyen Khmer tanrıları, yıllar sonra ait oldukları topraklara geri dönüyor. Her iade edilen heykel ise yalnızca bir sanat eserinin değil, bir ülkenin parçalanmış hafızasının yeniden yerine konulması anlamına geliyor.
