Cum. Eyl 18th, 2026

Karanlıktan Aydınlığa: Algernon’a Çiçekler Üzerine Bir İnceleme

Karanlıktan aydınlığa geçtiğinizde ne olur? Gözünüz kamaşır ve bulunduğunuz ortamı yadırgarsınız. Aynı şekilde, aydınlıktan karanlığa geçtiğinizde de vücudunuz ve aklınız benzer tepkiler verir. İki durumda da beynimiz ortama uyum sağlamaya çalışır. Eflatun’un mağara alegorisinde tam olarak bu durum izah edilir. Asıl sorun ise, aydınlığı bilen hâlimiz tekrar karanlığa geçerse körleşir mi, yoksa aydınlığı yeniden bulmaya mı çalışır?

Charlie Gordon düşük IQ ile doğmuş ve bilim adamlarının yapacağı deneysel ameliyat için bir numaralı aday olmuştur. Bu ameliyatla Charlie’nin zeka seviyesi artacak ve ilerlemesi raporlarla gözlemlenecektir. Başlarda bir çocuğun yazabileceği şekilde ve ima hatalarıyla dolu olan ilerleme raporları oldukça düzgün okunaklı bir hal almaya başlar. Bu arada Charlie’nin de hayatı değişmeye başlar. Zeka seviyesi düşükken herkesin onunla dalga geçtiğini anlayan Charlie zeki olunca arkadaşlarının onu seveceğini düşünmeye başlar. Fakat Charlie’nin zekası ilerlediği şekliyle bu sefer onu diğer insanlardan soyutlamaya başlar ve yalnızlaştırır. Zeka seviyesi yükselen Charlie hem yetişkinliği hem ergenliği bir arada yaşamaya çalışırken bocalar. Charlie’nin id ve süperegosunun birbiriyle sürekli çatıştığını görürüz.

Öte yandan Charlie’nin bu süreçte tek arkadaşı kendisi gibi deneysel bir ameliyatla zekileştirilen Algernon olur. Charlie en az onun kadar problem çözmede hızlanmaya çalışır ve bu konuda onun tek rakibi ve arkadaşı olur. Ta ki Algernon’da gerileme başlayana kadar. Charlie ise bu sefer zekasını kendi ilerleme raporlarını incelemek için kullanır, sonunun ne olacağını bulmaya çalışarak.

Algernon’a Çiçekler önce hikaye olarak yayımlanmış ve 1960 yılında bilimkurgu alanında önemli bir yere sahip olan Hugo ödülünü almış. Daha sonra Daniel Keyes bu hikayeyi roman olarak yayımlıyor ve yine bilimkurgu alanında prestijli bir ödül olarak Nebula’ya layık görülüyor. Zamanında betimleyici anlatımından ötürü okul kütüphanelerinden yasaklanması gündeme gelmiş ve bazen yasaklanmış bu kitap 27 dile çevrilmiş. 1968 yılında ise Charly isminde beyaz perdeye uyarlanmış.

Kitap boyunca değişen/dönüşen Charlie bilgiye aç ve kaybettiği yıllarını kapatma telaşına giriyor. Aldığı terapiyle birlikte geçmişiyle de bir şekilde hesaplaşma kaygısına düşse de ilerlemeye hevesli hale geliyor ta ki Algernon’un sonunu fark edene kadar. Charlie bu noktada yazının başında sorduğum soruyla baş başa kalıyor. Karanlığa gömülmek mi yoksa inadına devam mı etmek arasında git gel yaşamaya başlıyor. Öyle ki okuyucu olarak siz de bu deneyin parçası haline geliyorsunuz. Bir noktada karanlığın neresi ve kim olduğu bulanıklaşmaya başlıyor; Charlie’nin zekasına tutunma çabası kendisiyle bir mücadeleye dönüyor.

Brooklyn Nine Nine’ı izlerken Jack Peralta çekmecesinde bulduğu fareyi bulduğunda ona “Algernon!” diye seslendiğinde bunun üstüne düşmemiştim. Ama dizinin bu sahnesi daha sonra tekrar karşıma çıktığında bu ismin Algernon’a Çiçekler kitabına gönderme olduğunu öğrendim. Dizinin yazarlarının düşündüğü güzel bir gönderme bana kalırsa. Kitabın bende bıraktığı etkiyi tarif etmem gerekirse bu sahne aklıma geldiğinde ne kadar gülüyorsam kitabı hatırladığımda o kadar hüzünleniyorum şimdi.

Daniel Keyes bu kitabı yazarken Aristoteles’in Poetika’sında “Trajedi ancak soyluların başına gelebilir, çünkü ancak yüksek bir yerden trajik bir düşüş yaşanabilir.” açıklamasından esinlenmiş ve bunu test etmek istemiş. Düşük zekalı olan Charlie altsınıfı temsil ederken ameliyatla yüksek zekaya sahip olan Charlie üst sınıfa yükselmiştir aynı zamanda. Bu yüzden Charlie’nin zekasına tutunma çabasından vazgeçmesi de sert düşüşe sebep oluyor.

Kitapla ilgili başka bir detay da Charlie karakterinin Keyes’in öğrencisinden esinlenmiş olması. Washington Post’ta yayımlanan bir yazıda geçen anektodta öğrenme güçlüğü çeken bir öğrencisini normal gelişim gösteren bir sınıfa koyan Keyes, öğrencisinin ilerlemeye başladığını görüyor ama öğrencisi sınıftan ayrıldığında ise gelişiminin gerilediğini fark ediyor.

Eflatun’un mağara alegorisini merkeze alıp tragedya ortaya koyan Keyes, edebiyatta diğer türlere nazaran kendine yeni bir yer edinen bilim kurguyla zamanına göre iyi bir iş çıkarmış. Bir de eğitimde bütünleştirme gibi konular daha yeni konuşulmaya ve insanların bu konuda yeni farkındalık kazandığı düşünüldüğünde bu kitap okunmayı ve üzerine düşünülmeyi hak ediyor bence.

Related Post

Bir Cevap Yazın

Fika sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin