Bazı kelimeler vardır; insanın içine çocukluğundan önce yerleşmiş gibidir. “Anne” de onlardan biri. Yalnızca bir hitap değil; bir ses, bir sığınak, bazen bir koku, bazen gece yarısı yorganın kenarını düzelten görünmez bir eldir. İnsan büyüdükçe anneliğin yalnızca doğurmak olmadığını anlar. Bakmanın, korumanın, beklemenin, sabretmenin ve kendinden biraz eksilterek başka bir canlıyı tamamlamaya çalışmanın adı olduğunu fark eder.
Anneler Günü de tam bu yüzden yalnızca çiçeklerin, kahvaltı masalarının ve sosyal medya paylaşımlarının günü değil, insanlığın en eski hafızalarından birine açılan küçük bir kapıdır. Tarih boyunca toplumlar “anne” kavramını yalnızca biyolojik bir bağ olarak görmedi. Toprağı anne yaptı, suyu anne yaptı, doğayı anne yaptı; çünkü yaşamı büyüten her varlığın içinde biraz annelik vardı.
Türk mitolojisinde Umay Ana’nın yeri de tam burada başlar. Eski Türklerin inancında Umay Ana; çocukları, kadınları, doğumu ve yaşamı koruyan kutsal bir figürdü. Göğün merhameti gibi düşünülürdü. Yeni doğan bir çocuğun başında beklediğine, ona yaşam gücü verdiğine inanılırdı. Umay Ana yalnızca bir “anne” değildi; yaşamı sürdürmenin, koruyuculuğun ve şefkatin sembolüydü. Belki de bu yüzden bugün hâlâ birçok insan farkında olmadan anneliği yalnızca kan bağıyla açıklayamıyor; çünkü annelik bazen bir ruha dönüşüyor.
Son günlerde bir teknoloji markasının Anneler Günü reklamına gelen tepkiler de biraz bu tartışmanın etrafında şekillendi. Reklamda anneliğin kapsamının geniş tutulması, bazı kesimler tarafından eleştirildi. Kimileri anneliğin yalnızca biyolojik bir kimlik üzerinden tanımlanması gerektiğini savundu. Oysa hayat, çoğu zaman tanımların içine sığmıyor.
Bir sokak kedisini her gün aynı saatte besleyen yaşlı kadın da biraz anne oluyor. Kuruyan bir bitkinin yapraklarını tek tek temizleyip yeniden yaşatmaya çalışan insan da. Yavrusunu günlerce sırtında taşıyan bir hayvan da; çünkü annelik bazen doğurmaktan çok yaşatmakla ilgili bir kavrama dönüşüyor. İnsan, bakım verdiğine benzemeye başlıyor. Koruduğu canlıyla arasında görünmez bir bağ oluşuyor.
Modern dünyanın en büyük sorunlarından biri de belki burada başlıyor. Her duyguyu kesin sınırlarla tarif etmeye çalışıyoruz. Oysa bazı kavramlar büyüdükçe güzelleşir. Annelik de onlardan biri. İçine yalnızca insanı değil, yaşamı alan bir tarafı vardır.
Bugün Anneler Günü’nde herkesin aklına aynı görüntü gelmeyecek. Kimi annesinin sesini hatırlayacak. Kimi artık arayamayacağı bir numaraya uzun uzun bakacak. Kimi çocuk sahibi olamamanın sessizliğiyle baş başa kalacak. Kimi bir hayvana sarılacak. Kimi saksısında açan ilk çiçeğe bakıp mutlu olacak. Hayatın farklı yerlerinde duran bütün bu duyguların ortak noktasında ise aynı ihtiyaç bulunuyor: şefkat.
Belki de annelik tam olarak budur. Dünyanın sertliğine rağmen bir canlıyı incitmemeye çalışmak. Yaşamı, bütün kırılganlığıyla birlikte korumak.
Günün sonunda bazı insanlar çocuk doğurur. Bazılarıysa dünyaya merhamet doğurur.
