Paz. Mar 29th, 2026

Dallas’tan komediye dönen bir ömür -II-

Mehmet Burak

Bir şehrin hayaletiyle karşılaşmak

Yola sabah erken çıktım.

Saatin kaç olduğunu hatırlamıyorum. Sadece karanlığın yavaş yavaş çözülüp yerini gri bir sabaha bıraktığını… ve önümde uzayan asfaltın neredeyse bomboş olduğunu.

İnsan bazen bir yere gitmez.
Sadece varması gereken yere doğru ilerler.

Bu da öyle bir yolculuktu.

Depoyu doldurdum, lastikleri kontrol ettim, yola devam ettim. Otoyolda zaman tuhaf akar; saatler geçer ama hiçbir şey olmamış gibi hissedersiniz. Sadece direksiyon, yol ve düşünceleriniz kalır.

Arada durdum. Bir kahve, bir su…
Telefon konuşmaları yaptım.

Herkes aynı şeyi söylüyordu ama farklı tonlarda:
Gitmeli miyim, gitmemeli miyim?

Ben gitmeyi seçtim ama neden gittiğimi tam olarak bilmiyordum.

Hatay’a yaklaştıkça manzara değişmeye başladı.

Önce yavaş yavaş.
Sonra bir anda.

Bir şehirden çok…
bir boşluğa giriyor gibiydim.

Yüksek binalar yoktu.
Yoğunluk yoktu.
Şehir hissi yoktu.

Yol kenarında tek katlı yapılar, prefabrik dükkânlar, geçici hayatlar…

Sanki bir şehir silinmiş ve yerine geçici bir taslak bırakılmıştı.

İnsan bazen gördüğü şeyin ne olduğunu hemen anlayamaz ama hissettiği şey çok nettir.

Orada hissettiğim şey şuydu:
Bu bir şehir değil.

Bu, bir şehrin hatırası.

Araba kullanmaya devam ettim ama artık yolun nereye gittiğinin pek bir önemi yoktu çünkü gördüğüm şeyler, zihnime yavaş yavaş yerleşiyordu.

Bir baş ağrısı gibi.

İlk başta hafif.
Sonra artan.

Yıkılmış binalar yoktu çoğu yerde.
Onların yerine… hiçlik vardı.

Konteynerler, yarım kalan inşaatlar, çamura batmış yollar…
…ve bu manzaranın içinde hayatına devam etmeye çalışan insanlar.

En çok da bu çarptı beni.

Hayat devam ediyordu.

Bir kadın alışveriş yapıyordu.
Bir çocuk koşuyordu.
Bir adam telefonla konuşuyordu.

Sanki hiçbir şey olmamış gibi ama her şey olmuştu.

Arabayı park ettim.
Park edecek yer bulmak zor değildi çünkü şehir… boştu.

Bir restorana girdim.
Sipariş verdim.

Yemek geldi ve o an, garip bir duygu oturdu içime.

İnsanların hayatı altüst olmuştu.
Evler gitmişti.
Anılar gitmişti.

Ben ise bir masada oturmuş, yemeğin lezzetini düşünüyordum.

Bu bir suçluluk değildi tam olarak ama rahat da değildi.

İnsan bazen iki duygu arasında kalır:
Anlamak ister… ama gerçekten anlayamaz.

O an şunu fark ettim:

Bazı acılar dışarıdan bakınca “hikâye” gibi görünür ama içinde yaşayanlar için hâlâ “gerçek”tir.

Yemeğim geldiğinde iştahlıydım.
Bittiğinde sessizdim.

Dışarı çıktım.

Şehir aynıydı ama ben aynı değildim.

…çünkü bazı yerler sizi değiştirmez.
Sadece size bir şeyi gösterir.

…ve bir şeyi gördükten sonra…
artık eskisi gibi bakamazsınız.

Hatay’dan ayrılırken şunu düşündüm:

Bir şehir yıkıldığında sadece binalar gitmez.
Bir zaman duygusu da kaybolur.

Geçmiş, şimdi ve gelecek birbirine karışır.

Geriye ise sadece şu kalır:

Devam etmeye çalışan insanlar ve onların arasında yürüyen bir hayalet şehir.

Editör adlı kullanıcının avatarı

By Editör

Related Post

Bir Cevap Yazın

Fika sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin