Son yıllarda Latin Amerika’da yükselen aşırı sağ hareketler, yalnızca politik bir mücadele yürütmüyor. Kadınların ve cinsiyet çeşitliliğini savunan hareketlerin kazanımlarına karşı açık bir ideolojik saldırı da başlatılmış durumda. Bölgedeki birçok gözlemciye göre bu saldırının amacı yalnızca “geleneksel değerleri korumak” değil; aynı zamanda neoliberal düzene karşı en canlı toplumsal muhalefetlerden biri olan feminist hareketleri zayıflatmak.
Gündelik hayatın her alanına yayılan bir mücadele
Latin Amerika’da bugün tuhaf bir savaş yaşanıyor. Bu savaş sadece parlamentolarda ya da mahkeme salonlarında yürütülmüyor.
Sınıflarda, mutfaklarda, kiliselerde ve sosyal medyanın gürültülü dünyasında da sürüyor.
Hedef alınanlar ise kadınlar, queer ve trans bireyler ile hayatın farklı şekillerde kurulabileceğini savunan toplumsal hareketler.
Kendilerini “aileyi, ahlakı ve geleneği savunan güçler” olarak tanımlayan yeni tip aşırı sağ, aslında başka bir proje peşinde:
Dünya değişirken eski hiyerarşileri yeniden kurmak.
Latin Amerika’da feminist hareketlerin uzun mücadelesi
Latin Amerika’da feminist hareketler on yıllardır iktidar ilişkilerinin temelini sarsan bir güç oldu.
1970’ler ve 1980’lerde askeri diktatörlüklere karşı verilen mücadelelerde kadınlar ön saflarda yer aldı.
21. yüzyılda ise milyonları sokağa döken protestolar femisid (kadın cinayetleri), üreme hakları ve eşitlik taleplerini gündemin merkezine taşıdı.
Bu hareketler:
- görünmez kılınan bakım emeğini görünür hale getirdi
- ev içindeki şiddeti kamusal bir meseleye dönüştürdü
- bedenlerin ve kimliklerin devlet ya da kilise tarafından denetlenemeyeceğini savundu
Ve bunu çoğu zaman sokakta, birlikte yürüyerek yaptı.

Neoliberal düzen ve kadınların omuzlarındaki yük
Ancak bu kazanımlar, neoliberal ekonominin gölgesinde gerçekleşti.
Latin Amerika’da bakım ve ev içi emek hâlâ büyük ölçüde kadınların omuzlarında.
Araştırmalar, bölgedeki ücretsiz ev içi emeğin ekonomik değerinin GSYİH’nin %15,9 ile %25,3’ü arasında olduğunu gösteriyor. Bu emeğin büyük kısmını ise kadınlar gerçekleştiriyor.
2025 yılında Mexico City’de düzenlenen Latin Amerika ve Karayipler Bölgesel Kadın Konferansı bu gerçeği kabul ederek önemli bir karar aldı.
Konferansta kabul edilen Tlatelolco Taahhüdü, 2025–2035 yılları arasında toplumsal cinsiyet eşitliği için bir eylem on yılı başlatmayı hedefliyor.
Meksika Kadın Bakanı Citlalli Hernández Mora, kapanış konuşmasında bu süreci şöyle tanımladı:
“Bu bir yol haritası. Geri adım atmayacağız. Cezasızlığa izin vermeyeceğiz. Barışın, adaletin ve eşitliğin temeli olacak bir bakım toplumunu birlikte kuracağız.”

“Toplumsal cinsiyet ideolojisi” söylemi
Krizin derinleştiği dönemlerde iktidar sahipleri çoğu zaman yeni düşmanlar yaratır.
Bugün Latin Amerika’da aşırı sağın hedef tahtasında “gender ideology” yani “toplumsal cinsiyet ideolojisi” var.
Bu söylemde:
- feminizm bir adalet hareketi değil, insanlığa karşı bir komplo olarak gösteriliyor
- çeşitlilik bir gerçeklik değil, medeniyet için tehdit olarak sunuluyor
- “aile” ise yalnızca anne, baba ve çocuklardan oluşan bir kale gibi tarif ediliyor
Bu anlatı, ekonomik krizlerin gerçek nedenlerini gizlerken toplumdaki öfkeyi feminist hareketlere yönlendirmeyi amaçlıyor.
“Çocuklarıma dokunma” kampanyası
Bu ideolojik saldırının en görünür örneklerinden biri “Con Mis Hijos No Te Metas” (Çocuklarıma dokunma)sloganıyla yürütülen kampanya.
Slogan ilk kez 2016 yılında Kolombiya’da cinsel eğitim programlarına karşı yapılan protestolarda ortaya çıktı.
Kısa sürede Latin Amerika’nın birçok ülkesine yayıldı.
Bu hareket:
- Evanjelik kiliseler
- muhafazakâr STK’lar
- sağ popülist siyasetçiler
tarafından destekleniyor.
Ancak kampanyanın arkasındaki söylem, kadınların yaşadığı gerçek şiddeti çoğu zaman görmezden geliyor.

Kadınların yaşadığı gerçek şiddet
Latin Amerika’da yapılan araştırmalar durumun ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor.
- Kadınların %63 ile %76’sı hayatlarının bir döneminde cinsiyet temelli şiddete maruz kalıyor.
- Her 4 kadından 1’i partner şiddeti yaşıyor.
- 2023 yılında femisid verisi açıklayan 18 Latin Amerika ülkesinin 11’inde kadın cinayetleri oranı 100 bin kadında 1’in üzerine çıktı.
Buna rağmen aşırı sağ hareketler gerçek sorunlarla mücadele etmek yerine “toplumsal cinsiyet ideolojisi” korkusunu büyütmeyi tercih ediyor.
Uluslararası bir ağ
Araştırmalar bu anti-feminist kampanyanın yalnızca yerel bir hareket olmadığını gösteriyor.
Washington’dan Budapeşte’ye, Brasília’dan Avrupa’ya uzanan uluslararası bir muhafazakâr ağ söz konusu.
Örneğin Conservative Political Action Conference (CPAC) gibi toplantılarda aşırı sağ siyasetçiler, evangelist liderler ve finansörler bir araya gelerek stratejilerini paylaşıyor.
Sosyal medya ise bu kampanyanın en güçlü araçlarından biri.
Öfke, korku ve yanlış bilgi algoritmalar sayesinde gerçeğin çok daha hızlı önüne geçebiliyor.
Feminist dalga geri adım atmıyor
Ancak Latin Amerika’da feminist hareketler de son yıllarda büyük bir güç kazandı.
2015–2019 arasında milyonlarca kadın sokaklara çıktı.
Yeşil fularlar kürtaj hakkının sembolü haline geldi.
Kadın cinayetlerine karşı uluslararası feminist grevler düzenlendi.
Bu mücadeleler önemli bir gerçeği ortaya koydu:
Toplumsal cinsiyet meselesi yalnızca kültürel bir tartışma değil; toplumun nasıl örgütleneceğine dair temel bir siyasi mücadele.

İki farklı gelecek vizyonu
Bugün karşı karşıya gelen iki farklı dünya tasavvuru var.
Bir tarafta:
- otoriteye dayalı
- hiyerarşik
- patriyarkal aileyi merkeze alan
bir düzen.
Diğer tarafta ise:
- bakımın kolektif sorumluluk olduğu
- dayanışmanın rekabetten önemli sayıldığı
- hayatın kârdan önce geldiği
bir toplum hayali.
Latin Amerika’da milyonlarca insan sokaklarda, mahallelerde ve dayanışma ağlarında bu ikinci ihtimali savunmaya devam ediyor.

Rosario Castellanos’un “Pasaport” şiiri
Metnin sonunda Meksikalı feminist şair Rosario Castellanos’un bir şiirine de yer veriliyor.
1970’lerde İsrail’de büyükelçi olarak görev yapan Castellanos, 1974 yılında Tel Aviv’de hayatını kaybetmişti.
1972’de yazdığı “Pasaport” adlı şiirinde kimlik belgelerinin insanları nasıl sınıflandırdığını sorgular.
Şiirin bir bölümünün Türkçesi şöyle:
Fikirleri olan bir kadın mı? Hayır, hiç olmadım.
Başkalarının fikirlerini de tekrar etmedim.Eylem kadını mı? O da değil.
Ellerimin ve ayaklarımın büyüklüğüne bakmanız yeter.O halde kelimelerin kadını mı?
Hayır, sözünün kadını da değilim.
Ama kelimelerin…
çok sayıda kelimenin…
çelişkili, belki önemsiz kelimelerin.Kimlik kartına yazılacak bir şey gerekiyorsa
şunu yazın:
iyi niyetli bir kadındır
ve cehenneme giden yolu
kendi elleriyle döşemiştir.

