Yapay zekâ ile konuşurken “lütfen” demek gerekir mi? Ya da bir chatbot’a teşekkür etmek gerçekten bir fark yaratır mı?
Son yıllarda teknoloji dünyasında dolaşan ilginç bir inanış var: Eğer yapay zekâya doğru şekilde hitap ederseniz, daha iyi sonuçlar alabilirsiniz. Kimileri yapay zekâyı övmeyi öneriyor, kimileri onu bir uzman gibi rol yapmaya zorlamayı. Hatta bazı kullanıcılar, yapay zekâya tehditkâr bir dil kullanmanın bile daha iyi cevaplar verdiğini iddia ediyor.
Bütün bu yöntemler, teknoloji dünyasında “prompt engineering” olarak adlandırılan bir fikrin etrafında şekilleniyor: Yapay zekâya doğru talimatı verirseniz, daha doğru sonuçlar elde edebilirsiniz.
Ancak uzmanlar, bu konuda dolaşan pek çok bilginin aslında bir tür teknoloji mitolojisi olduğunu söylüyor.
Bir grup araştırmacının yaptığı deney, bu mitlerin nasıl oluştuğunu anlamak açısından oldukça ilginç. Araştırmacılar chatbotlara soru sorarken farklı yöntemler denedi. Yapay zekâyı övdüler, ona dikkatli düşünmesini söylediler ve hatta sorularını “Bu eğlenceli olacak!” gibi cümlelerle bitirdiler.
Bu yöntemlerin hiçbirinin tutarlı bir fark yaratmadığı görüldü. Fakat deneyde beklenmedik bir sonuç ortaya çıktı. Araştırmacılar yapay zekâdan Star Trek evreninde olduğunu hayal etmesini istediklerinde, chatbot basit matematik sorularını biraz daha doğru yanıtlamaya başladı.
Bu sonuç kulağa eğlenceli gelse de uzmanlara göre burada önemli olan “Star Trek” değil. Önemli olan, sorunun bağlamının değiştirilmesiydi.
Vanderbilt Üniversitesi’nden bilgisayar bilimci Jules White, yapay zekâ ile iletişim kurarken sihirli kelimeler aramanın yanlış bir yaklaşım olduğunu söylüyor.
Ona göre mesele kelime seçimi değil, insanın ne istediğini ne kadar açık ifade ettiği.
Bugün kullandığımız büyük dil modelleri — yani ChatGPT, Gemini veya Claude gibi sistemler — insan dilini anlamak için istatistiksel modeller kullanıyor. Kullanıcıdan gelen her cümle küçük parçalara, yani “token”lara ayrılıyor ve sistem bu parçaları analiz ederek bir cevap oluşturuyor.
Bu yüzden yazdığınız her kelime teorik olarak sonucu etkileyebilir. Fakat bu etkiyi önceden tahmin etmek neredeyse imkânsız.
Yapay zekâ üzerine yapılan bazı çalışmalar, chatbotlara nazik davranmanın daha doğru cevaplar verebildiğini öne sürüyor. 2024’te yapılan bir araştırma, “lütfen” gibi ifadeler kullanıldığında cevapların biraz daha doğru olabildiğini gösterdi.
Fakat başka deneyler tam tersini ortaya koydu. Hatta bazı testlerde eski ChatGPT sürümlerinin hakaret edildiğinde daha doğru sonuç verdiği görüldü.
Bu çelişkili sonuçların temel nedeni basit: Yapay zekâ sistemleri sürekli değişiyor. Bir yıl önce yapılan bir araştırma, yeni modeller ortaya çıktığında geçerliliğini kaybedebiliyor.
Broadcom’da çalışan makine öğrenimi mühendisi Rick Battle, birkaç yıl önce yapılan deneylerde küçük dil değişikliklerinin çok daha büyük etkiler yaratabildiğini söylüyor. Ancak bugün kullanılan yeni modeller, sorunun içindeki asıl bilgiyi ayıklama konusunda çok daha iyi.
Bu nedenle birçok uzman artık şu noktada hemfikir: Yapay zekâ ile konuşurken kullanılan küçük dil oyunları, çoğu zaman zaman kaybından ibaret.
Asıl önemli olan şey, sorunun netliği.
Örneğin bir metin yazdırmak istiyorsanız tek bir cevap istemek yerine birkaç farklı seçenek talep etmek daha iyi sonuç verebiliyor. Aynı şekilde yapay zekâdan bir e-posta yazmasını istiyorsanız, kendi yazdığınız birkaç örneği paylaşmak modelin tarzınızı taklit etmesini kolaylaştırıyor.
Bazı durumlarda ise yapay zekâdan size sorular sormasını istemek daha etkili oluyor. Örneğin bir iş ilanı hazırlatmak istiyorsanız, sistemin önce bilgi toplaması daha doğru bir sonuç yaratabiliyor.
Uzmanlar ayrıca kullanıcıların yaptığı yaygın bir hataya da dikkat çekiyor: Sorunun içine kendi önyargılarını yerleştirmek.
İki araba arasında seçim yapmaya çalışırken “Toyota’ya daha yakınım” gibi bir ifade kullanmak, yapay zekânın cevabını o yöne doğru çekebiliyor. Bu yüzden mümkün olduğunca tarafsız bir dil kullanmak öneriliyor.
Bütün bunlar aslında daha temel bir gerçeğe işaret ediyor: Yapay zekâ insan değildir.
Chatbotlar insan gibi konuşacak şekilde tasarlandığı için bazen onların bir kişiliği varmış gibi hissedilebilir. Kullanıcılar bu nedenle onları ikna etmeye, yönlendirmeye ya da etkilemeye çalışabiliyor.
Oysa gerçekte olan şey çok daha basit.
Yapay zekâ sistemleri bir insan gibi düşünmez. Duyguları yoktur, niyetleri yoktur ve ikna edilmezler. Onlar yalnızca insan dilini taklit eden istatistiksel modellerdir.
Bu yüzden uzmanlar kullanıcıların yapay zekâya yaklaşımını değiştirmesi gerektiğini söylüyor: Onu bir insan gibi değil, bir araç gibi görmek gerekiyor.
Yine de insanların büyük bir kısmı chatbotlara nazik davranmaya devam ediyor. 2025’te yapılan bir ankete göre kullanıcıların yaklaşık yüzde 70’i yapay zekâ ile konuşurken “lütfen” ve “teşekkür ederim” gibi ifadeler kullanıyor.
Bu davranışın teknik bir faydası olmayabilir. Fakat psikolojik bir tarafı var.
Araştırmacılara göre nazik bir dil kullanmak, insanların teknolojiyle daha rahat etmesini sağlıyor. Başka bir deyişle, bu davranış yapay zekâyı değil, insanı değiştiriyor.
Bu noktada filozof Immanuel Kant’ın eski bir düşüncesi hatırlatılıyor. Kant’a göre hayvanlara kötü davranmamak yalnızca hayvanların iyiliği için değil, insanın kendi karakteri için de önemlidir. Çünkü sürekli kaba davranmak insanın kendisini de dönüştürür.
Yapay zekânın duyguları yok. Ona kaba davranmak onu incitmez ama belki de mesele zaten yapay zekâ değildir.
Mesele, bizim nasıl insanlar olmak istediğimizdir.
